Page 81 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 81

Tasavvuf Sohbetleri -2                                             81

               Onun için Cenâb-ı Hak dünyada bunlara çok büyük çileler vermiş. Hiçbir
            zaman rahat, ferah yüzü görmemişler. Ondan sonra da şehit olmuşlar.
               Görün şehzâdeler n’oldu birisi sararıp soldu
               Biri susuz şehîd oldu bu aşkın macerasından
               Şehzâdeler,  Hasan  ve  Hüseyin  Efendilerimiz.  Hani  onlar  Allah’ı  çok
            sevdiler,  Allah  da  onları  çok  sevdi.  Onlara  çok  büyük  aileler  verdi.  Ama
            âhirette de Cenâb-ı Hak cenneti onların nuru ile süsleyecek.
               Kenan illerinden gitti Mısır’a
               Arz eder hüsnünü Bağdat, Basıra
               Güneş hicâbından inmezdi yere
               Zeliha Yusuf-ı Kenan’ı nettin

               Hakk’ın emrettiği yola giderdi
               Vâlidesine canın fedâ ederdi
               Bin deveyi bir akçaya güderdi
               Yemen illerinde Veysel Karânî
               Bunlar Allah’ın çok sevdiği, çok makbul insanlar. Bunlar gittikten sonra
            bizler mi kalacağız bu dünyada? Bizler de gideceğiz. O gideceğimiz yere nasıl
            gideceğimizi bilelim. Ne götüreceğimizi bilelim. İnsan bir yolculuğa çıkacağı
            zaman yirmi dört saat önceden veya bir iki gün önceden hazırlığa başlıyor.
            Parasını,  vâsıtasını,  her  şeyini  ayarlıyor.  Bunlar  olmazsa  nasıl  gidecek  o
            yolculuğa? Bizim de işte böyle bir âhiret yolculuğumuz var. Orada bize vâsıta
            lazım, azık lazım, iman lazım.
               Peygamber Efendimiz öyle buyurmuş:
               “Yâ Ayşe, yolumuz uzak. Oraya arkadaşını al, silahını al, vâsıta bul.”
               Bunların hepsi nedir? Ameldir. Arkadaşımız da vâsıtamız da azığımız da
            hepsi amelimiz olacak. Amelimiz olmazsa eğer, o yol çok uzak, çok çetindir.
            Orada eşkıyalar çok. Meşakkatlidir.
               Onun için Peygamber Efendimiz: “Ben gidiyorum. Ümmetime iki şey bı-
            raktım:  Kitap  ve  Sünnet’imi  bıraktım.  Ümmetimden  her  kim  ki  Kitap’a,
            Sünnet’e sarılıyorsa onlar kurtuldular. Kitap’a, Sünnet’e sarılmayanlar helâk
            olurlar.”
               Bir de buyuruyor ki: “Küfrün fışkırdığı zamanlarda...”
               İşte, küfür fışkırıyor şimdi. Ne kadar İslâm beldeleri varsa hepsi küfrün
            baskısındalar şimdi. Onlar ne kadar azap görüyorlar. Biz de küfrün baskısın-
            dayız. Ama yavaş yavaş aydınlığa çıkıyor. Çıkacağız inşallâh. Yâ Rabbî, sen
            merhamet et. Sen hidâyet et. Sen merhamet et. Sen kurtar diye yalvaracağız.
               Cenâb-ı Hak: “Kulum iste vereyim” diyor.
               Müslümanları bu küfrün baskısından sen kurtar, diye dua edeceğiz. Yal-
            varacağız, isteyeceğiz küfrün fışkırdığı zamanda. Küfür deryaları arzı istilâ
            edecek. Kelâm-ı kibârda:
               Âb-ı yok, tufanı çok deryaya düştüm gel yetiş
               Dehr elinden bir kuru dâvaya düştüm gel yetiş
   76   77   78   79   80   81   82   83   84   85   86