Page 86 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 86

86                                                 Gül'den Bülbüllere

               —  Biz  önce  zenginliği  isteyelim  olur  ki  fakirliği  geçiririz.  Zenginlik
            içerisinde malımız çok olur. Şuğulumuz çok olur. Bizi gâfil eder. İmanımıza
            zararı olur. Fakirlik sonra olursa yalvarmamız, duamız daha iyi olur, diyorlar.
               Bunu böyle talep etmişler kendi akıllarınca. Musa Kelimullâh, Cenâb-ı
            Hakk’a söylüyor. O da tamam diyor. Onlara bilinir bilinmez, görünür görün-
            mez  öyle  bir  zenginlik  veriyor.  Fakat  bunlar  bu  zenginliği  çoğaltmıyor,
            yığmıyorlar. Oradan alıp buraya veriyorlar. Allah’tan geleni Allah yolunda
            harcıyorlar. Yirmi sene tamam oluyor. Fakirlik gelmiyor. Bunlara bir korku
            düşüyor. Acaba Allah bize bir kahır mı yaptı? Niçin fakirlik gelmedi bize,
            zenginlik devam ediyor. Koşuyorlar Hazreti Musa’ya:
               — Bize inâyet et, bizi kurtar. Acep Cenâb-ı Hak bize kahır mı etti?
               Yine Hazreti Musa Tûr-i Sina’ya gidince:
               — Yâ Rabbî, Sana her şey âyan. Sana böyle bir istek var.
               Cenâb-ı Hak:
               — Yâ Musa, git söyle o kullarıma, onları zenginlikle imtihan ettim. O
            yirmi sene fakirliği de çevirdim zenginliğe.
               Allah bizi zenginlikle imtihan ediyor. Fakirlikle de imtihan ediyor. Ama
            biz bu zenginlikte imtihanı verebilir miyiz, veremez miyiz? Zenginliği isteriz.
            Ama hakkımızda hayırlı olur mu, olmaz mı bunu bilemeyiz. Onun için biz
            hayırlısını isteyelim.
               Allah zenginliği verir. Hazreti İbrahim aleyhisselam’a lütfundan vermiş. O
            kadar zenginlik vermiş ona. Ki biz millet-i İbrahim’deniz. Malı durduğu yerde
            artıyor. Mesela bir bardak oluyor iki bardak. Ekin ekiyor. Ambara bin teneke
            buğday kaldırıyor, oluyor iki bin teneke.
               Hace-i Ahrâr Hazretleri -silsilemizde geçer-, onun da malı durduğu yerde
            artıyor. Bu lütfundan oluyor. Ama Cenâb-ı Hak İbrahim aleyhisselam’ı im-
            tihan etti. Bir melek gönderdi ona. Melek gitti İbrahim aleyhisselam’a Cenâb-
            ı Hakk’ı zikrediyor. Methederek:
               — “Subbûhun, Kuddûsün Rabbunâ ve Rabbu’l melâiketi verrûh.”
               İbrahim aleyhisselamın öyle hoşuna gidiyor. Diyor ki:
               — “Rabb’imi sen bir daha böyle medh ü sena et, malımın yarısını sana
            vereyim.” diyor. O bir daha medhedince o yine doymuyor. Diyor ki:
               — “Sen bir daha medhet, malımın hepsini sana vereyim.” Üç defa medhet-
            mekle ne kadar malı varsa hepsini terk ediyor.
               Bir de Hazreti Musa devrinde Kârun o kadar zenginmiş ki mücevherât dolu
            hazineleri varmış. Ona da Cenâb-ı Hak zekât emri veriyor. “Vermeyeceğim,
            kimse bana karışamaz.” diyor. “Bu malı ben kazandım, kimse bana karışa-
            maz.” deyince Cenâb-ı Hak, ailesi ile, kendisi ile malı ile yere batırıyor.
               Cenâb-ı Hak demek ki zenginlik verir ama kahrından verir, lütfundan verir.
            Kul kendisi isterse Allah kahrından verir. Kul istemeden verirse lütfundan
            verir.  Lütfundan  verilen  zenginlik  nurdur.  Nura  götürür  insanı.  Kahrından
            verilen zenginlik nârdır. Nâra götürür insanı. İşte bunlar da olmuş.
   81   82   83   84   85   86   87   88   89   90   91