Page 90 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 90

90                                                 Gül'den Bülbüllere

            de onda güzel huylar, güzel sıfatlar tecellî edecek. Fakat bunları kendisinden
            bilirse eğer, işte o zaman ne yapar? Zâyi eder. Sarraf değil, cevherin kıymetini
            bilmiyor, verilen cevheri zâyi ediyor.
               Bütün güzel hâllerimizi, güzel amellerimizi râbıtamıza vermemiz lazım ki
            o muhafaza eder. Biz muhafaza edemeyiz. Niye muhafaza edemeyiz? Varlık
            olur bizde. Varlık olunca da benlik, gurur olur. Şeytanî sıfat olur. Benlik ve
            gurur da insanları helâk ediyor.
               Beni benlik harab etti
               Dilimde kuru davadır
               Râbıta sahibi her şeyini râbıtasından alır. Ne demektir bu? Her daraldığını,
            her bunaldığını râbıtasından ister. Şurada şu müşkül işim var, bunu kolay-
            laştır.  Şu  derdim  var,  derdimin  dermanını  ver.  Zâhirde  doktorların  tedavi
            edemeyeceği  hastayı  evliyâullâh  tedavi  eder.  Nasıl  tedavi  eder?  Derdi  o
            veriyor. Bize derdi vermesi tedavi ediyor. Bizim anlayışımıza göre ne kadar
            yanlış.  Derdi  bize  niye  veriyor?  Derdi  veriyor  ki  terakkîmiz  olsun.  Derdi
            veriyor  ki  noksanlığımızı  bilelim,  eksikliğimizi  bilelim.  Ona  yalvaralım,
            Allah’a yalvaralım, Resûlullâh’a yalvaralım. Bu da değişir müritten müride.
            Bir fark var mıdır? Yoktur. Evliyâullâh da yetkili. Cenâb-ı Hak ona yetki
            vermiş. Evliyâullâhta Cenâb-ı Hakk’ın sıfatları tecellî etmiş. Allah’ın onda
            tecellî eden sıfatı ile yetkisi vardır. Bir hastayı tedavi ediyor. Nasıl tedavi
            ediyor? Ruhunu tedavi ediyor, ceset önemli değil.
               Derman arardım derdime
               Derdim bana derman imiş
               Biz  bunu  da  ters  anlıyoruz.  Hakikatini  anlayamıyoruz.  Hâlbuki  insanın
            derdi  derman  olur  mu?  Derdinden  kurtulmak  için  derman  arar.  Biz  esas
            derdimizi bilsek, mühim olan derdimizi bilsek, bütün dertlerimiz derman olur
            bize. Esas bizim derdimiz Allah’tan ayrılmamız. Allah’tan ayrı düşmemiz.
            Budur bizim derdimiz. Biz bunu bilirsek daha bizde dert kalmaz, yok olur
            gider. Öbür dertler bizim elimizde âlet olur. Allah’a yalvarmamız için bize
            vesile oluyor.
               Cenâb-ı Hak ne buyuruyor? “Her hâlinizle biz Azimüşşâna rücû edin, bize
            sığının.”
               Peki, biz böyle yapamıyoruz. Dert olduğu müddetçe sığınacağız. Rahatlık
            olduğu müddetçe Rabb’ini unutur. Nefis nimetini takdir etmez. Ancak sıkın-
            tıyı görünce Rabb’ini tanır, Rabb’ine yalvarır.
               Allah’a  şükür,  çok  şükür,  nihayetsiz  şükürler  olsun.  Bugünümüze  çok
            şükür. Bu nimetimize çok şükür. Bu fırsatımıza çok şükürler  olsun. Allah
            bugünleri aratmasın bize. Yevmü’l-beter vardır. Kelâm-ı kibâr:
               Yılı yıldan iyidir derken
               Günü günden beter gördüm
               Biz bunu anlayamıyoruz. Zâhire bakılınca bir zamanlar Müslümanlar için
            sıkıntı vardı. Yurtlar, okullar,  Kur’ân kursları yoktu. İmam-Hatip okulları,
            ilahiyatlar yoktu. Şimdi bunlar var. Var ama kifâyetsiz. Hürmet gidiyor, âdet
            gidiyor,  şefkat  gidiyor.  Küçüklerden  büyüklere  saygı  kalmıyor.  Yine  biz
   85   86   87   88   89   90   91   92   93   94   95