Page 93 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 93

Tasavvuf Sohbetleri -2                                             93

               Biz değil canımıza, malımıza da kıyamıyoruz. Evladımızdan da geçemiyo-
            ruz. Maddî zararımız olsa dayanamıyoruz veya evladımızın bir eksiği noksanı
            olsa, onda bir hastalık, arıza olsa dayanamıyoruz.
               Hâlbuki evlat senin ama o sana emânet verilmiş. Onun Rabbi var. Onu
            dilerse hasta eder. Dilerse sağ eder. Dilerse sakat eder. Dilerse sağlam eder.
            Niye  bizi  etkiliyor.  Etkilememesi  lazım.  Ancak  bizde  bir  can.  Allah’a
            verebiliyor muyuz? Evlat onun, can da onun. Ceset de onun, hepsi onundur.
            Çünkü halk eden o, yoktan var eden o.
               Evladımızı çok severiz. Her kim olursa olsun dünyada evlat sevgisi her
            şeyden fazladır. Yani bir anne-baba evladı için malını, her şeyini yok edebilir.
            Ama Cenâb-ı Hak evlada fitne diyor. Niçin? Evladımızı da Allah’tan çok se-
            versek o da fitne olur. Hâlbuki evlat bize emânet verilmiştir. Emanete hıyânet
            yapmayacağız. Nedir bu? Evladımızı aç koymayacağız. Çıplak koymayaca-
            ğız. Ata haklarımızı yerine getireceğiz.
               Ama bunu da yapmıyoruz biz şimdi. Bunu da yapamıyoruz. Bu cemaati-
            miz  için  değil.  Peki,  yapmış  olsa  ne  olacak?  Evladımızın  malından  fazla,
            sıhhatinden fazla imanını düşüneceğiz. Onun âhiretini düşüneceğiz. Yani ona
            ilim ve iman aşısı yapacağız.
               Evladımızın üzerimizde üç hakkı var:

               •  Birincisi nedir? Doğunca güzel isim koymak lazım. Ama şimdi nedir?
            Aykut,  Beykut,  Volkan  vs.  isimler  koyuyorlar.  Güzel  isimler  konacak.
            Sünnettir bu. Bize bazen tanımadığımız birisi geliyor. Cemaatimizin dışında.
            Gelen kişinin kıyâfetine bakıyorsun ki bu sanki ecnebi diye düşünüyorsun dış
            görüntüsüne göre. Fakat ismini sorduğunuz zaman İbrahim, Hasan, Ahmet,
            Mehmet diye söyleyince o zaman inanıyoruz ki bu Müslüman çocuğuymuş da
            mahrum kalmış amelden, imandan. İlmi bilgisi yok, bir şey öğreten olmamış.
               Bizim Müslümanlar ne yapıyorlar? Güzel isimleri bırakıyorlar. Hiç manası
            olmayan isimleri koyuyorlar. Annenin babanın evladına olan birinci görevi
            ona güzel isim koymak.
               •  İkinci görevi dini ilmihâlini öğretmek, onu evlendirmek, istikbalini de
            düşünmek vardır. Ona köşk, apartman koyacak değilsin. Tahsil yaptıracaksın.
            Önce maneviyat öğretilecek. Maddiyatla uğraşıyoruz. Maneviyat ona çocuk-
            ken öğretilecek.
               Çok  şükür,  Allah’a  bin  şükür  ki  bizlere  bu  nimeti  vermiş.  Burada  bu
            cemaatimiz toplanmış. Ama her aileden bir tane gelmiş. Aile denilince bir ev
            halkı da ailedir. Yakın akrabalarımız da ailedir. Teyzeler, dayılar, amcalar,
            kardeşler, halalar, bunlar da değişmemiş. Bazen öyle oluyor ki aileler 80-100
            nüfus  olmuş.  Bunlar  düşünülecek.  Bunlar  dînî  görevimizdir,  vecîbemizdir.
            Akraba hakkı düşünülecek. Akraba korunacak. Sadece maddiyatı değil onun
            da maneviyatı korunacak. Sen ve ben inanmışız, inancımızı yaşıyoruz. Kar-
            deşimizin de inancımızı yaşamasını isteyeceğiz. Onlar için de gönül azabı,
            vicdan  azabı  duyacağız.  Bunların  çocuklarından  vicdanımız  sızlayacak.
            Allah,  Cenâb-ı  Hak  Habîbi  hürmetine  dalâlette  olanları  hidâyete  getirsin.
   88   89   90   91   92   93   94   95   96   97   98