Page 98 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 98
98 Gül'den Bülbüllere
Cinni bırak can ara bul
Bir kâmil insan ara bul
Bize iki şey lazım: Çok şükredeceğiz. Bu zamanda bu nimeti Cenâb-ı Allah
bize vermiş. Bir taraftan da çok havf duyacağız. Cenâb-ı Allah bu nimeti
bizden almasın, âmin…
Bir de biz tamamen bu tarîkat nimetini tadamıyoruz. Tarîkatın nimetini tat-
mak, amelini işlemek demektir. Tarîkatın dört şartı var. Adab denilen
şartından hiç haberimiz yok. Onlar manevî doktorlarımız. Bizim derdimizi
bilmişler. Derman vermişler. Nedir bu derman? Zâhir adabını kaldırmışlar,
adaptan mesul olmuyoruz. Ama zâhir adabımız olmayınca nimetimiz büyü-
mez; azalabilir, küçülebilir.
Ama gönülden olsun yapacağız. Zâhir adabını gönülden yapmak için, her
zaman, her yerde, her işimizde râbıtamız karşımızda olsun. Onun karşısın-
dayız. Her hareketimizin düzgününü yapalım. Söylememiz, yememiz, içme-
miz, almamız, vermemiz, çalışmamız gâfil olmasın. Gâfil yapmayalım, ayık
olalım. Mesela bu bardağı alıp koyacağız. Tak, diye koymayalım. Şeyh
Efendimiz’in karşısında nasıl koyarsak öyle koyalım. Her işi böyle düzenli
yapmak, sessiz, sakin yapmak. Çok terbiyeli, nezih, kibâr işlemek lazım her
sözü, her hareketi. İşte zâhir adabımız budur. Bu şart olacak.
Zâhir adabını kaldırmışlar, kolaylaştırmışlar. Ama bâtın adabı kalkma-
mıştır. Râbıta-yı hayâlin önemi bu. Nedir bu? Meşâyihimizin zâhir cismini,
zâhir hareketlerini düşünmek, hayâl etmek. Bütün hareketlerimizi de onun
hareketine benzetmeye çalışalım. Çay içtiğini, su içtiğini gördün. Nasıl içi-
yorsa sen de öyle iç. Oturmasını gördün, nasıl oturuyorsa sen de öyle otur.
Yemek yemesini gördünse sen de öyle ye, taklit et. Bunlar bâtın âdâbıdır.
Allah’a şükür, bin şükür Müslüman halk etmiş, tarîkatımız var. En büyük amel
meşâyihlerimizi sevmek.
Çünkü Cenâb-ı Hakk’ın emri bu: “Sâdıklarla olun.” ayet-i kerimesi
emridir.
Bir de müjdesi var: “Dünyada kimi sevdinizse âhirette de onunla beraber
olacaksınız.”
Allah aşkınızı, muhabbetinizi artırsın. Allah cemalinden kandırsın sizi.
Allah Habîbi’nin, Resûlullâh Efendimiz’in nübüvvet nurundan kandırsın.
Hazreti Pirimiz’in velâyet nurundan kandırsın. Allah korktuklarımızdan emin
etsin. Korktuğumuz da var. Umduğumuz da var. Korktuğumuz şey imansızlık
olsun. Amelsizlik olacak, yoksa fakir olacağız, hasta olacağız.
Cenâb-ı Hak ne buyuruyor: “Dünyada havf duyana, âhirette ona korku
yoktur.”
Yani dünyada benim azabımdan, gadabımdan korkan, âhirette azap ve
gadap duymaz. Zaten Allah’ın azâbından, gadabından korkarsak günah da
işlemeyiz. İbadetimiz de olur, Allah’ın emirlerini tutarız. Yasaklarından da
kaçarız. Cenâb-ı Hakk’ın gadabı cehennemde cezadır. Cenâb-ı Hakk’ın rızası
da cennette sefâdır. Kazanmak için cehennemden korkacağız. Cenneti de
umacağız. Cehennemden korkmak günahlardan kaçınmaktır. Cenneti um-

