Page 101 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 101
Tasavvuf Sohbetleri -2 101
Dertten mânâ bizim gafletimiz. Lokman’dan mânâ da Allah için bir araya
gelip, Allah için sohbettir. Dinî sohbetler bilmeyenlerin, bilenlerden öğrenme-
sidir. Din nasihatten ibarettir. Nasihat da hem vaaz hem sohbettir. Vaazı hoca
efendi kitaptan okur, kürsüden halka anlatır. Ama sohbeti meşâyih kitaptan
okumaz. Anlattıkları kitaptandır. Ama onların kalpleri olmuş kitap. Evliyâul-
lâhın kalbi kitaptır. Kur’ân-ı Kerîm’in hakikati onların kalbinde tecellî ediyor.
Onun için sohbet vaazdan çok kıymetlidir. İnsanları ikaz eden, insanları irşad
eden sohbettir. Kelâm-ı kibârda nasıl geçiyor:
Ânın dervişleri kalmaz gaflette
Kim? Evliyâullâhın dervişleri. Siz, Evliyâullâhın dervişisiniz. Derviş
olmasanız buraya niye gelesiniz? Buraya ziyafete mi geldiniz? Düğüne mi
geldiniz? Menfaate, maddiyata mı? Niye geldiniz? Allah’a şükür. Her işinizi,
her düşüncenizi attınız. Kalbinizde Allah sevgisi ile Allah arzusu ile Allah
rızası için buraya dini sohbet dinlemeye geldiniz. Öyle ise siz dervişsiniz.
Ama bu ayıklık sadece burada olmasın. İşinizde de gezerken, yerken, içerken,
alırken, verirken ta ki meşgul olduğumuz zamanlarda bile mümkün olduğu
kadar Allah’ı unutmayalım. Kalple insan bir şey düşünürse, elinin işlemesine
bir mânisi olmaz. Yeter ki insan bir agâhlık, bir ayıklık elde etsin. Ayıklık
nedir?
Eli kârda, gönlü yârda
Zâhirde çalışırken, insanlarla teşriki mesâide bulunurken, kalbi de Allah’ı
unutmaz. İşte insanlarda mahâret bu, mârifet bu, kemâlat bu, kıymet bu. Bu
da tarîkatsız olmaz. Sohbetimizin başında ne ifade ettik. Allah tarîkatımızı an-
lamak, yaşamak nasip etsin. Tarîkatın dört şartı var:
Bir mürid;
1- Meşâyihini çok sevecek,
2- Meşâyihini büyük görecek,
3- Meşâyihi ırakta olsa bile yakında görecek,
4- Meşâyihine cansız bir âlet gibi teslim olacak.
Tarîkatın bu şartlarını insan bir de yaşarsa, muhakkak ve muhakkak ki
hakikate dâhil olur. Hakikate dâhil olunca:
Dervişler halîm olur
Giydiği kilim olur
Hulki mülâyim olur
Ben derviş olamadım
Hakkı da bulamadım
Dervişler halîm olur, çok yumuşak olurlar. Giydiği kilim olur, onlar ne
giyseler nefislerinin arzusu ile giymezler. Nakşibendî Efendimiz ne giyerse
taze bir aba veya pardösü ne giyerse dermiş ki: “Bu filanca hocanın, ben
emânet giydim, dermiş, öleceğim, ona verilecek.” dermiş.
Böyle düşünülürse ona sevgisi olmaz, ona meyletmez. Giymede, yemede
sevgisi olmazsa insanların ne yerse yesin ne giyerse giysin. Yeter ki nefsin bir
arzusu olmasın. Nefsin arzularını terk etsin.

