Page 104 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 104
104 Gül'den Bülbüllere
Allah’a şükür biz meşâyihimizi Allah için seviyoruz. Öyle ise aşk-ı haki-
kati taşıyoruz. Fakat biz bunun zerresini taşıyoruz. İşte bu zerresini büyütelim,
çoğaltalım. Sevgi çoğalırsa gaflet azalır. Sevgiyi ne ile çoğaltacağız? Bu
sohbetlerimizle, amelimizle, derslerimizle sevgi çoğalacak.
İnsanın gönlünde birtakım arzuları olur. Bu arzuların içerisinde en büyük
arzusu, en çok arzusu hangisinde ise o gelir aklına. Çok arzu ettiği, hiç
aklından çıkmaz. Biz de Allah için sevmiş olduğumuz meşâyihimizi, tam
sevelîm. Onun sevgisi ile kalbimizi dolduralım. Allah sevgisi, Resûlullâh
sevgisi, meşâyih sevgisi birdir. Hiç değişmez. Meşâyihi Allah için seviyorsak,
meşâyihte de Allah’ın nuru var. Meşâyihte de Allah’ın sıfatı var. Meşâyihi
seven Allah’ın rızasını kazanıyor.
Bizim tarîkatımızda aşk ile terakkî ediliyor. Evet, amel ve ibadet de var.
Ama daha çok aşk ile terakkî ediliyor. Bir de aşkı olanın ameli makbul oluyor.
Aşkı olmayanın ameli Allah’ın indinde makbul olmuyor. Çünkü aşkı olma-
yanın amelinde bir maksat vardır. Şöhret vardır, riyâ vardır. Bir gösteriş
olabilir. Bunların hiçbirisi olmasa bile yine bir maksadı vardır. Ben bu ameli
işleyeyim de Allah bana ecir versin, sevap versin diye düşünülür. Bunlar bir
maksattır.
Aşkı olanın hiç böyle bir maksadı yoktur. Kuldur, kulluğunu işler. Makbul
olan da budur. İnsanların bir kısmı amellerini, hayırlarını cehennemden
korktukları için yaparlar. Bir kısmı cenneti arzu ettikleri için yapar. Haktır,
Allah’ın gadabından korkarak ibadet yapmak doğrudur. Allah’ın emridir. Bir
de vardır ki hiç bunları düşünmeden amel işliyor. İşte kul olan budur.
Ey zühd ile bana veren tebşire-i cennet
Biz münkir-i Mevlâ değiliz nâra ne minnet
Diyor ki, ey zühd, takvâ sahibi sen cenneti niçin bana methediyorsun? Ben
cennet için kulluğumu yapmıyorum. Nâr, cehennem de münkirler için. Biz
münkir de değiliz. Rabb’imizi tanımışız, Rabb’imizi bilmişiz, Rabb’imizi
sevmişiz.
Âşık olanın maksûdu matlûbesi ru’yet
Ru’yet, Allah’ın cemâlini görmek. Allah’ın cemâlini kul, varlığı ile göre-
mez. Kul varlığı yok olacak ki görebilsin. İnsanlarda bir maddî göz var, bir de
manevî göz var. Bir başının gözü var, bir de kalbinin gözü var. İnsanlarda, bir
başında olan kulak var, bir de kalbinde olan kulak var. Bir başında olan dil
var, bir de kalbinde olan dil var. İnsanların bir vücut eli var, bir de manevî eli
var. Bunlar işte âşıklarda olur. Bunlar sâdıklarda olur. Bunlar velîlerde olur.
Niçin? Onlar Allah sevgisi karşısında amellerini de yok etmişler. Amellerini
yok edemeyen bu nimete ulaşamıyor. Amelle Allah’a yaklaşılıyor.
Cenâb-ı Allah öyle buyuruyor: “Kulum bana nâfile ibadetle yaklaşır.”
Onun için çok büyük âlim Niyazi Mısrî Hazretleri şöyle buyurmuş:
Savm u salât u hac ile sanma biter zâhid işin
İnsan-ı kâmil olmaya lazım olan irfân imiş
Savm ile salât ile hac ile zâhidin işi bitmez. Kâmil insan olmak için irfân
lazım. İrfân nedir? Kalp ilmi, manevî ilim, harfi savtı -sesi- olmayan bir ilim.

