Page 103 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 103

Tasavvuf Sohbetleri -2                                           103

               Sen de aşıkım deyip de kendini kandırma. Onlar canlarını da yok ettiler.
            Allah  sevgisi  karşısında  mallarından,  canlarından  her  şeylerinden  geçtiler.
            Canlarından da geçtiler ki âşık olabildiler.
               Mecnûn’u görün n’etti Leylâ’daki âh ile
               Ferhâd da Şirin için gör neyledi dağ ile
               Her birisi bağlandı bir ahenin bağ ile
               Sen seni âşık sanma bir beyhûde âh ile
               Var etti özün anlar ol nûr-u İlâh ile
               Evet, Mecnun da Leyla’ya âşık idi. Ama Leyla’ya olan aşkı onda o kadar
            büyüdü o kadar çoğaldı ki… O aşk onu o kadar ihâta etti ki kendisi yok oldu.
            Yok  olmaktan  maksat  arzuları  yok  oldu.  Yemekten  geçti,  içmekten  geçti.
            Uyku yok, yemek yok, hiçbir şey yok. Gece-gündüz dağlarda ağlayıp geziyor.
            Ne zaman ki Leyla’nın aşkı onu ihâta etti. Kendi varlığı da yok olunca o za-
            man hakikate ulaştı. Hakikat ne? Sadece Leyla’nın yüzünde gördü Allah’ın
            güzelliğini, Leyla’nın yüzünde Allah’ın sıfat nurunu gördü. Cenâb-ı Allah ona
            o şekilde gösterdi. O kadar güzel gördü ki her şeyini bu aşka verdi. Canından
            da geçti. Canından da geçince ne oldu? Bu sefer kendisi de oldu Leyla. Bütün
            eşya oldu Leyla. Sadece Leylâ’da gördüğü Allah’ın sıfatının nurunu, bütün
            eşyada gördü. Bunu ifade ediyor.
               Ferhat ne yaptı? Ferhat da Şirin için dağları deldi. O zaman âlet yok, edavat
            yok. Bir günde bin kişinin yapacağı işi yapıyor. Ne yaptırıyor buna? Şirin’in
            sevdâsı  yaptırıyor.  Bunda  da  yeme  yok,  uyku  yok.  Gece-gündüz  dağlarla,
            taşlarla  uğraşıyor.  Neticede  dağı  delip  de  suyu  akıttığı  zaman  Şirin’i  ona
            verecekler. Bir taş kalmış. Onu da delince tamam oluyor. Seviniyor ki tamam
            ben işi bitirdim. Şirin’i bana verecekler. Bu sevgi onda iyice çoğalınca bakıyor
            ki  kayanın  önündeki  kaya  Şirin.  Elindeki  külüngü  daha  vurmamış.  Atmış
            havaya  külüngü,  havadan  düşerken  tepesine  gelmiş.  O  da  öyle  gitti.  Ama
            önündeki kaya Şirin olmuş. Bütün taşlar, kayalar Şirin görünmüş.
               Her birisi bağlandı bir ahenin bağ ile
               Avlandı,  bağlandı  diyor.  Neye  bağlandı?  Bunların  sevgisi  ile  bağlandı.
            Bunların sevgisi ile esas maksadına ulaştı.
               Sen seni âşık sanma bir beyhûde âh ile
               Var etti özün anlar, ol nûr-u ilâh ile
               Peki, ondan sonra:
               Gör neyledi pervâne bir şem-i çerağ ile
               Pervane kelebek, kepenek. Cenâb-ı Hak ona da ateşi şirin göstermiş, o da
            kendisini ateşe atıp yakıyor.
               Bülbül düşüp efgâna bir gonca-i zağ ile
               Bülbül de solacak, geçen bir güle bağlanmış, onca ah u figanı var.
               Her birisi bend oldu bir türlü dûzağ ile
               Burada onlar aşk-ı mecazdan, aşk-ı hakikate ulaşmışlar. Biz aşk-ı hakikat
            taşıyoruz. Aşk-ı mecaz, nefsi ile sevilenler. Aşk-ı hakikat, Allah için sevilen.
   98   99   100   101   102   103   104   105   106   107   108