Page 100 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 100

100                                                Gül'den Bülbüllere




                               “Meşâyihini seviyor musun?

                           Meşâyihini sevenleri de seveceksin.”


                                                                    (18 Ekim 1991)

               Allah  aşkınızı  muhabbetinizi  artırsın.  Allah  ilminizi,  bilginizi  artırsın.
            Allah şerefinizi, makamınızı yükseltsin maddî-manevî. Allah maddî-manevî,
            zâhir-bâtın korktuklarımızdan emin etsin. Allah ahir akibetimizi hayır getir-
            sin.  Allah  tarîkatımızı  anlamak,  yaşamak  nasip  etsin.  Allah’a  şükür.  Çok
            şükür, bin şükür, nihâyetsiz şükürler olsun. Böyle zamanda bize en büyük
            ihsânı  nasip  etmiş.  Eksiği  ile  noksanı  ile  amellerimizi  Cenâb-ı  Hak  kabul
            buyursun. Kabul eder inşallâh. Bir kelâm vardır:
               Kusurum çok diye Sâlih ayağın kesme bâbından
               Ulûvvi himmeti çoktur tamam eyler O, noksanı
               Sâlih  Allah’a  olan  inancını  yaşıyor.  Ayağın  kesme  babından  demek
            tarîkatın  hizmetleridir.  Yoksa  biz  meşâyihimizin  kapısında  nöbet  tutacak,
            bekleyecek değiliz. Amellerini işler, izinde olursak kapılarında olmuş oluruz.
            Onların kapısı Allah kapısı, Hak kapısı.
               Amellerimiz eksik de olsa onlar çok himmetleri ile tamam ederler. Yalnız
            eksiklerimizi bileceğiz. Mesela bir ev hanımı evinin eksiklerini, evin reisi olan
            beyine bildirecek ki o da getirsin. Burada biz de eksiklerimizi bileceğiz ki
            onlar da tamamlasın.
               “Kişi noksanını bilmek gibi irfân olamaz.”
               İnsanlarda en büyük ilim kendi noksanını bilmek.
               Bir  şey  istediğimiz  zaman  hayırlısını  isteyeceğiz.  Kabre  ışık  kazanmak
            amelle olur. Zikirle, fikirle, ibadetle… Zikir denilince namaz kılmak zikirdir,
            Kur’ân okumak zikirdir. Allah’ı bin bir ismi ile anmak zikirdir.
               Bizim için efdâl olan kalbî zikir. Eğer bir insan Kur’ân-ı Kerîm’in mana-
            sını bilmiyorsa Kur’ân-ı Kerîm’i de okumak bir zikir ama Allah’ı kalbinden
            zikretmek daha efdâl oluyor. Zikirlerin en efdali Lafza-yı Celâl’dir.
               Çünkü Cenâb-ı Hak: “Kulum, Ben sana şah damarından yakınım buyu-
            ruyor.”
               Şah damarı nerede? Herkesin şah damarı kalbindedir. Bütün vücuda yayıl-
            mış olan, dağılmış olan 366 damarın başı. Birleşmiş olan yeri. Oradan yakınım
            diye  buyuruyor  Cenâb-ı  Hak.  Allah  bize  bu  kadar  yakınsa,  bizde  bu
            unutkanlık  niye?  Bu  gaflet  niye?  Niye  unutuyoruz  Allah’ı?  Her  şeyi  dü-
            şünüyoruz  da  her  şeyi  kalbimize  alıyoruz  da  Allah’ı  niye  kalbimize  almı-
            yoruz? İşte gaflet var bizde. O gafleti gidermek lazım.
               Günden güne derdim artar
               Varsam Lokman’a Lokman’a
   95   96   97   98   99   100   101   102   103   104   105