Page 105 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 105

Tasavvuf Sohbetleri -2                                           105

            Kitaptan okunmayan bir ilimdir. O öyle bir ilim ki o ilmin hocası ancak ve
            ancak Hazreti Allah. Müzakerecisi Hazreti Resûlullâh. Sen bu kalbi Allah
            sevgisi, Allah aşkı ile tamamen doldurursan o zaman o ilim sende tecellî eder.
            O ilim senden doğar. İlhamî olarak doğar. Buyuruyor ki:
               Bir kimseye kim yâr ola tevfîk-i hidâyet
               Gönlünde tulû eyler ânın aşk u muhabbet
               Tulû: doğar.
               Allah’ın hidâyetinin de nihâyeti yoktur. Bize hidâyet etmiş Müslüman halk
            etmiş. İkinci hidâyeti Habîbi’ne ümmet etmiş. Üçüncü hidâyeti bu zamanda
            bizi isyan eden, fesat ümmetten etmemiş. Bu kaçıncı ihsân? Dördüncü ihsânı
            tarîkat  nasip  etmiş.  Beşinci  hidâyet  tarîkatımız  tamam  olur  da  hakikate
            geçerse cemâlini gösterecek. Hakikate geçmeyenler Allah’ın cemâlini göre-
            mezler.
               Peygamber Efendimiz bir hadiste buyuruyor ki: “Kişi ameli ile cenneti
            kazanamaz.”
               Allah’ın fazlı, tevfiki ile kişinin mertliği birleşirse, kişi cenneti kazanır.
            Allah’ın  cenneti  kişiye  ikram  etmesi,  bağışlaması;  kişinin  de  mert  olması.
            Mertlere  ikram  edermiş  Allah.  Bu  mertlik  sadece  malından  mertlik  değil,
            canından da mertlik olacak. Çünkü niçin?
               Cenâb-ı Hak: “Kulum ver beni de al beni” diyor.
               “Beni bulursun ama beni vereceksin ki beni alasın.”
               Onun için: “Can gitmeden, cânân ele geçmez.” diyorlar.
               Bedensiz bir güzel gördüm efendim
               İlikten, damardan, kandan içerû
               Cânân illerinden sordum efendim
               Bir can vardır gizli candan içerû
               Canın içinde bir gizli can varmış. Ama senin benim canımda değil bu.
            Evliyâullâhın canının içerisinde bir can var. Niçin? O, canını canana vermiş.
            Canan onun içerisine gelmiş. Canan onun içerisinde tecellî etmiş. Varlığını
            yitirmiş. Burada erkek, kadın diye bir şey yoktur. Erkek, kadın aynı ruhu taşır
            ancak bu erkeklik dişilik cesette. Ruhta böyle bir şey yok. Ruhlar bir yerden
            gelmiştir. O yere erkeğin ruhu da gider. Hanımın ruhu da gider. Yani sadece
            erkeğin ruhu mu Allah’a vâsıl oluyor? Hanımın ruhu da vâsıl olur. Hanımlar
            da “vâsıl-ı illallâh” olurlar. Allah’ın vermiş olduğu ruhu, onlar da Allah’a
            verebilirler, vermesini bilseler, verebilseler. Çünkü can çok kıymetli. İnsanlar
            canı için her şeyi yok eder. Malından, mülkünden her şeyinden geçer. Ama
            canını niçin verecek? Bilemez onu. Hâlbuki can vermeden canan ele geçmez.
            Cânândan maksat Hazreti Allah. Candan maksat bizim ruhlarımız.
               Allah’ın vermiş olduğu ruhu Allah’a kim verebilir? Aşka dûçâr olan verir.
            Bir de şöyle bir kelâm var:
               Kün fekânın sırrına ermek ne hâcet bizlere
               Aşka ermektir murâdım nâm u nişân istemem
               Bir de var ki:
   100   101   102   103   104   105   106   107   108   109   110