Page 108 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 108
108 Gül'den Bülbüllere
Mağribte bir Müslüman memleket var. Oradan da hacca geliyorlar. Neyse
Mağribe gitmiş. Orada bir gece karanlıkta ordusu ile beraber yürüyüşte,
ordusunun atlarının ayağındaki nallar taşlara vurdukça ateşler çıkarmış. Bu
ordunun askerleri üçe ayrılmış:
Bir bölümü bu taşlar kıymetli taş demiş. Ne kadar boş kaplar varsa
doldurmuşlar. Götürebildikleri kadar almışlar.
Bir kısmı da demiş ki: “Bunlar taş. Acaba alsak işe yarar mı, yaramaz mı?”
demişler. Almışlar ama az almışlar.
Bir kısmı da: “Bunlar taştır, ne yapacağız?” demiş. Hiç almamış.
Bunlar karanlıktan aydınlığa çıkmışlar. Bu taşlardan çok alanlar bakmışlar
ki mücevherattan daha kıymetli bu taşlar. Onlar zengin olmuşlar. Az alanlar
pişman olmuşlar, eyvah diyorlar. Hiç almayanlar da müflis. Onlar da kendi
kendilerine dövünmüşler.
Burada İskender’in ordusundan mânâ, bu dünyadan gelip geçen insanlar.
Taşlardan mânâ, kıymetli taşlar deyip de çok amel işleyenler. “Acaba bunlar
işe yarar mı yaramaz mı?” diyenler de az amel işleyenler. “İşe yaramaz.”
deyip de almayanlar hiç amel işlemeyenler. Onlar da dövünüp çalınmışlar.
Zaten dövünüp çalınacaklar. Çalınıp dövünmekle kalmayacak, azap göre-
cekler. Evet, biz de az amelle kalmayalım. Amelimizi de pîrimize teslim
edelim. Eğer amelimizi kendimizden bilirsek, o zaman Allah korusun varlık
olabilir. Amelimize riyâ girebilir.
Riyâ ile olan amel seni nârdan halas etmez.
Eğer bu cemaatin içinde Allah korusun böyle düşünen olabilir. Onun için
ikaz ediyoruz. Buraya gelirken “Gitmezsem ayıp olur veya ben de gidip
göreyim.” diyerek gelmeyeceğiz. Bunların çok faydası olmaz. Olur, ama çok
az olur faydası. Buraya inanarak, sıdk u sadakatle gelmek lazım. İnanarak
gelmek lazım.
Buranın bir manevî hastane olduğunu bileceksiniz. Burada bir manevî
doktor olduğunu bileceksiniz. Burada bir manevî tedavi olduğunu bileceksi-
niz. Manevî hastane nedir? Zikir yerleridir. Zikir halkalarıdır. Bizim tarîkatı-
mız zikir tarîkatıdır. Bizim tarîkatımız sohbet tarîkatı, bizim tarîkatımız hatme
tarîkatı, bizim tarîkatımız râbıta tarîkatıdır. Bunların hiç birbirinden farkı
yoktur. Bunlar birbirine takviye oluyorlar.
Siz buraya gelmeseniz sohbet nereden olacak? Ama siz de sohbet var diye
geliyorsunuz. Hatmeye hatme için gidiyorsunuz. Yalnız orada gıybet yap-
mayın, mâlâyânî konuşmayın. Siyasetten konuşmayın. Beyit okuyun, ilahi
okuyun. Kelâm-ı kibârları okuyun. Kasetler varsa, sohbet kasetleri dinleyin.
Bildiğiniz kadar, anladığınız kadar tarîkattan, meşâyihten bahsedin.
Burada kalbiniz tam olursa, inancınız tam olursa, orada bir himmet olur.
Hiç ummadığınız kimse, aşka gelir. Beyit okur, sohbet eder, ondan sonra
amelinizi işler gidersiniz.
Bir de amelinizde laçkalık olmasın. Belli bir saatte amelinizi işleyin. Onda
da ekseriyete tâbi olun. Hatmeye katılan cemaatin çoğunluğu hangi saatte
hatmeye oturmak istiyorsa o tarafın sözüne tâbi olun. O tarafın sözü ile

