Page 111 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 111

Tasavvuf Sohbetleri -2                                           111

               Genç ölmekte de yine bir fayda var. Eğer bu genç azap ehli ise azabı az
            iken  ölüp  kurtuluyor.  Allah’ın  da  lütfu  ihsânı  oluyor.  Veyahut  da  on  beş
            yaşında öldü ise hiç azabı olmuyor. Çünkü on beş yaşından sonra mükellef
            oluyor insan.
               Peki, altmış yaşına kadar yaşayan bir insanın kırk beş yıllık günahı ile otuz
            yaşına kadar yaşayan on beş yıllık günahı bir olur mu? Olmaz. Onun için
            gençler şanslı oluyorlar.
               Eğer  amel,  ibadet  ehli  ise  onun  kalması  daha  kârlı  oluyor.  Cennette
            herkesin yaşantısı bir değil. Cehennemde de bir değil. Aynı bu dünya misali
            gibi. Fakat bu sadece misal olarak. Yoksa dünya mihnetli, meşakkatli bir yer.
            Âhiret öyle değil. Âhiretin azabı da bir bakımdan çetin, bir bakımdan kolay
            görünüyor. Azabın hafif yeri var, zor yeri var. Cehennemde birden yüze kadar
            dereceler var. Birbirinden farklı. İnsan azabın hafif yerinde olur da dünya aza-
            bından biraz daha kolay olabilir.
               Hadisi Şerif’te Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: “Ana rahmindeki bir
            çocuğa, nasıl orası dar ise Müslüman’a da bu dünya o kadar dardır. Âhirete
            inanmış. İman etmiş bir Müslüman’a bu dünya o kadar dardır.”
               Onun için dünyaya dârı mihnet, dâr-ı meşakkat, dâr-ı berzâh, dâr-ı fenâ
            gibi isimler verilmiş. “Berzâh” ismini Peygamber Efendimiz vermiş.
               “Bu dünya müminin zindanı, kâfirlerin cenneti.” diye buyurmuş Peygam-
            ber Efendimiz.
               Bu dünya meşakkat âlemi. Bu dünya karanlık. Bu dünya berzâh. Onun için
            kabir de bir insan için ya çok dar ya çok geniş. O kadar geniş ki dünyadan
            geniş. O kadar zevkli ki cennet bahçesi. O kadar dar, o kadar sıkıcı bir yer ki
            cehennem çukuru.
               İşte bunları düşünmek lazım. Mademki Müslüman olmuşuz kabir de bizim
            yolumuz. Kabirden geçeceğiz. Kabir, dünya ile âhiret arasında bir köprü. Ora-
            dan geçeceğiz. Şehrin ortasından akan bir nehrin bir tarafından diğer tarafına
            geçmek için köprü lazımdır.
               Kabirde, dünya sona eriyor. Âhirete de başlangıç oluyor. Dünya hayatı
            sona eriyor. Âhiret hayatının başlangıcı o köprüdür. Oradan geçecek insanlar.
            Ama bu kabir dediğimiz yer var ya orası çok uzun da olur, çok kısa da olur.
            Orası çok safâlı da olur, çok cefâlı da olur.
               Peygamber Efendimiz öyle buyuruyor: “Kabir sizin için ya cennet bahçe-
            lerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukurdur.”
               İkisinden biridir. Peki, kim yapıyor bunu? Sen, ben. Cennet bahçesi de
            yapıyoruz,  cehennem  çukuru  da  yapıyoruz.  Bizi,  Allah  insan  olarak  halk
            etmişse onu tanıyalım. Ona itaat edelim. Allah’ı tanıdık, ona itaat ettiysek
            kabri cennet bahçesi yaptık. Yoksa orası çok dar, çok sıkıcı bir yer.
               Kabri cennet bahçesi olursa bir insanın, orada ne kadar yattığını bilemez.
            Bin sene, on bin sene ne kadar yattığını bilemez. Oradan insan günün birinde
            kalkacak. Tamamen bu dünya yok olacak. Bütün ruhlar gelip bu dünyadan
            geçecek. Bu insanlar yine dirilip kalkacaklar. Herkes olduğu yerden topraktan
            kalkacak. Cisim halk edilip kalkacaklar. Kabri cennet bahçesi olan bir insan
            kalktığı zaman sanki oraya dün girdi, bugün çıkıyor. Diyor ki:
   106   107   108   109   110   111   112   113   114   115   116