Page 112 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 112

112                                                Gül'den Bülbüllere

               — Burası ne güzel yerdi. Niye biraz daha burada beni bırakmadınız, diye
            hayıflanıyor.
               Eğer  kabri  cehennem  çukuru  idiyse  o  da  kalkınca  seviniyor.  Hâlbuki
            nereden kurtulacak? Yağmurdan kaçarken, doluya tutulacak.
               —  Heyhât  ben  kurtuldum  zannettim  ama  burası  oradan  daha  çetinmiş,
            diyecek.  Yâ  Rabbî,  bizi  toprak  halk  etseydin  de  bu  günleri  görmeseydim.
            Hayvan da olmayaydım, toprak olaydım, diyecek.
               O hayıflanıp korkan insan ne yapacak cennete geçince?
               — Burası daha iyi imiş, diyecek.
               Bunlarla karşılaşacağız. İnandıysak böyle. Onun için şimdiden çâresine
            bakalım da mihnete, meşakkate düşmeyelim.
               Ruh hem ezelîdir hem ebedîdir. Cenâb-ı Hakk’ın zâtından ayrıldığı için
            kabre giden ruh, yok olmuyor. Madde olan ceset yok oluyor. Mânâ olan ruh
            yaşıyor. Mânâ olan ruhu kurtarmak lazım. Günahı bu ceset işliyor, azabı ruh
            çekiyor. Onun için:
               Bu garib illerde kalma âvâre
               Can bedende iken kıl buna çâre
               Isırdırlar seni çok semmi-mâre
               Dahi nef’i vermez döktüğün kan yâş
               Sen gurbetçisin diyor. Dünyaya âhireti kazanmak için geldin. Âvâre olma,
            boş durma. Çalış, kazan! Nereyi kazan? Kabri kazan. Kabir azabında ateşten
            yılanlar olacak. Yılanlar seni yerler, sana sarılırlar. O zaman gözlerinden yaş
            yerine kan akar. Çâresi yoktur, kurtulamazsın.
               “Muhakkak her nefis ölecektir, ölümü tadacaktır.”
               Öldükten sonra da bunlarla karşılaşacaktır. Herkesin günahı kendi azabı
            olacak. Herkesin nimeti, kendi ameli olacak. Âşık öyle buyurmuş: “Cehen-
            nemde tek bir dal odun yok. Herkes ateşini bile kendi götürür.”
               Cehennemde odun, kömür yanmaz. Cehennemde ancak günah kazanan-
            ların ateşi olur, onu yakar. Onun için bu üç günlük dünya bizi aldatmasın.
            Aldanmayalım. “Üç günlük dünya” derler, bu hadisi şerifin mealidir.
               Peygamber Efendimiz öyle buyurmuş: “Bu dünya üç günlük.”
               Bir gününü evvel gidenler götürüyor. Bir günü de yaşayanlar için. Bir günü
            de gelecekler için. Şimdi bizim bir günümüz var. Bir gününü bizden evvel
            gidenler götürmüş. Bir günü de bizden sonra gelecekler götürecek. Yani bu
            nedir? Ölüm günü. Bu dünya âleminde bu günler, bu aylar gelip gidecek. Bu
            bize çok görünen günler bir de bakıyoruz ki yok olmuş. Beş yıl da olsa yok
            oluyor. On yıl da olsa yok oluyor. Ne kadar ömrümüz varsa hepsini geçir-
            dikten sonra yok oluyor.
               Öyle ise senin bir günün var, o yok olmaz. O ölüm günü yok olmayacak.
            Ne ile karşılaştınsa o seninle beraber. O yok olmaz. Bugün hasta idin yok oldu.
            Yarın hasta idin yok oldu. Nelerle karşılaştın? Kâr ettin, zarar ettin. Huzurlu
            oldun, huzursuz oldun, insanlardan eziyet gördün. Bunların hepsi yok oluyor.
            Yok, yok, yok, hepsi yok oluyor. Ya ölüm günü?
               “İnsanlar ölünce ayılırlar.” buyuruyor Cenâb-ı Hak.
   107   108   109   110   111   112   113   114   115   116   117