Page 94 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 94
94 Gül'den Bülbüllere
Dalâlette olan kim? Ameli olmayan. Amel Allah’ın emridir. Bizim kulluk
görevimizdir. İşte herhangi birimizin akrabasında dalâlette olan varsa bunlara
acıyacağız. Ama acıyamıyoruz. Bizdeki eksiklik, noksanlık da budur.
Büyüklerimizden Saadettin Kaşgârî Hazretleri, Nakşî halifelerinden,
büyük evliyâullâhtır. Kendisi evlâd-ı Resûl’den, seyyidlerden. Babasının adı
Saraban. Saraban’ın bir katar devesi var. Bunlarla ithalat, ihracat yapıyor.
Ticaret yapıyor, dolaşıyor. Oğlu da yedi yaşında. Bir tek oğlu. Sevdiği için,
bu mesleği öğrensin diye beraber gezdiriyormuş. Gitmiş olduğu yerde
almışlar, satmışlar. Satış anında bir alavere, bir anlaşmazlık olmuş. Başlamış-
lar münakaşaya. Bu anlaşmazlık kuşluk vakti başlamış. İkindiye kadar devam
etmiş. Bu çocuk da yanlarında ikindi vakti durup dururken yere kapanıp figan
ediyor, ağlıyor. Bunlar tartışmayı bırakıp çocukla ilgileniyorlar. Özellikle
babası onu alıp bağrına basıyor. O da:
— Bende bir şey yok bırakın beni, diyor.
— Niye ağlıyorsun, diyorlar.
— Ben size acıdım da onun için ağlıyorum, diyor.
— Bizde ne var? Bize niye acıdın, diyorlar.
— Niye acımayayım? İşte şu saatten şu saate dünya için çeneleriniz yorul-
du. Bir tane salavat-ı şerife, kelime-i şehâdet getirmediniz. Bir taneniz Allah’ı
anmadınız. Niye ağlamayayım, diyor.
Şimdi bizler de akrabalarımız için, aile efradımız için ağlamamız gerekir-
ken ağlayamıyoruz. Ağlayacağız, içimiz sızlayacak. Yoksa hâşâ estağfirullâh,
cemaatimiz inanmış, itikat etmiş. Takvâdır inşallâh. Ama zamanımıza göre.
Cenâb-ı Hak: “Muttakî olun! Muttakî olmayan kurtulamaz. En çok muttakî
olan, en çok Allah’tan korkan.”
Bizde inşallâh… Bir müritte Allah havfi de vardır, Allah sevgisi de vardır.
Bizde letâif makamları vardır. Her tarîkatta da olur. Letâif makamlarında
olanlarda bir tat duyma olur. Letâif makamları onda açılır veya açılmaya yüz
tutar. Bir de havf makamı vardır. Havf bir haşarattan, bir hayvandan korkmak
değil. Havf Allah havfi. Acaba biz Allah’a kulluğumuzu yapabiliyor muyuz?
Allah’ın rahmetini kazanabiliyor muyuz? Vermiş olduğu bu kadar sıhhatin,
nimetin karşılığını veremezsek Allah bizi mesul eder.
Bir de akrabamızın, çevremizin havfini duyacağız. Allah, Cenâb-ı Hak
hepinizden râzı olsun. Hepimizin Allah’a karşı olan havfini artırsın. Allah’a
karşı sevgisini artırsın. Allah’a karşı ibadetini, Cenâb-ı Hak sıhhatini artırsın.
Bunları yapacağız. Mademki tarîkata girdiysek, tarîkat bu işte. Ahlakımız
güzel olacak. Merhametli, şefkatli olacağız. İnsanlara acıyacağız, onlara
iyilikte bulunacağız. Kim olursa olsun kimseyi incitmeyeceğiz. Sadece
akrabamız, komşumuz değil, gayrimüslim de olsa incitmek yok. Haset, gurur,
kibir yok.
Tarîkattan insan hakikate ulaşır. Hakikate ulaşmak için bunlardan, hepsin-
den geçecek. Hırsından, tamahından, gadabından geçecek. Tevâzu ehli ola-
cak, büyüklere saygılı, küçüklere şefkatli olacak. Fakirlere acıyacak. Eğer

