Page 87 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 87

Tasavvuf Sohbetleri -2                                             87

               Peygamber Efendimiz’in sahabelerinden Salebe bin Hatip vardı. Peygam-
            ber Efendimiz’e o kadar muti ki beş vakit namazı onun arkasında kılıyor.
            Hiçbir vakti kaçırmıyor. Seherlerde, hazerlerde daima sohbetinde. Bir gün
            nasıl olmuşsa, Allah âhir âkibetimizi hayır getirsin, Salebe: “Ya Resûlullâh
            fakirliği taşıyamıyorum artık.” demiş. “Canıma yetti. Allah’tan bana koyun
            iste.” demiş.
               Çünkü o zaman zenginlik koyundan geliyormuş. Sanat yok, fabrika yok,
            yatırım  yok.  Bilhassa  Arap  çölünde  zenginlik  koyundan  oluyordu.  Allah
            koyunu bereketli halk etmiş. Koyun var ki senede çift yavru veriyor.
               Hazreti  Musa  Kelimullâh  Firavun’dan  kaçtı.  Şuayp  aleyhisselam  bir
            peygamber.  Bilmeyerek  onun  yanına  vardı.  Şuayp  aleyhisselam’ın  gözleri
            kör. Âsâ da orada imiş. Ta ki cennetten Hazreti Âdem indiği zaman cennette
            Hazreti Âdem’e emânet verilen âsâ. Bütün peygamberlere verile verile vasiyet
            edilerek  gele  gele  Şuayp  aleyhisselam’da  kalmış.  Vasiyet  şu:  “Bu  âsânın
            sahibi var. Sahibi gelir isterse ver.” Hazreti Musa buraya gelince bakıyor ki
            bir kalabalık var. Bir kuyu var, kuyunun kenarlarında su çekiyorlar. İki tane
            çocuk da geride duruyor. Erkekler birbirlerine devrediyorlar. Bunlar geride
            duruyorlar. Şuayip aleyhisselam’ın kızları bunlar, geride duruyorlar. Erkekler
            gidince  koyunlarını  sulayacaklar.  Hazreti  Musa  bunları  görünce  mübarek
            kendisi de celalliymiş. Bunlara bir tehdit savuruyor.
               — Çekilin! diyor. Onlar dağılıyor. Kızları çağırıyor.
               —  Getirin  koyunları  sulayın,  diyor.  Koyunları  sulayıp  eve  erken
            gidiyorlar. Her gün geç gidiyorlarmış. Babaları soruyor:
               — Kızım bugün niye erken geldiniz, diye.
               — Baba orada bir garip var. Biz orada bir kenarda duruyorduk. O geldi,
            erkekleri kovdu. Aldı kovayı, suyu çekti. Biz de koyunları suladık geldik,
            diyor.
               — O kimdi? O garibi niye getirmediniz? Gidin getirin.
               Çocuklar geliyorlar Hazreti Musa’ya:
               — Haydi, babam seni istiyor, misafir edecek seni, diyorlar.
               —  Bizim  babamız  da  peygamber,  diyorlar.  Giderlerken  kızlar  önde
            gidiyor. Rüzgâr esiyor, etekleri savruluyor. Onlara diyor ki:
               — Siz geriden gelin de etekleriniz görünmesin.
               Bunu  gittiklerinde  babalarına  methederek  anlatıyorlar.  Babaları  da  bu
            misafirle konuşuyor. Çok hoşuna gidiyor:
               — Benim iki kız çocuğum var. Gözlerim görmüyor sen bana evlatlık yapar
            mısın? Sana istediğin kadar ücret vereyim. Benim koyunlarımı güder misin?
               O da diyor ki:
               —  Bu  sene  yavrulayan  koyunların  erkek  yavrularını  verirsen  şansıma.
            Ertesi sene değişiriz, diyor.
               O sene koyunların hepsi erkek yavruluyor.
               — Bu sefer de erkekler senin olsun, dişiler benim.
   82   83   84   85   86   87   88   89   90   91   92