Page 84 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 84

84                                                 Gül'den Bülbüllere

               Bu mal sende emânettir
               İşin dâim hiyânettir
               Kamu nefse siyânettir
               Ne çok sevdin bu boş hanı
               Diyor ki: Bunlar sende emânet. Niye hıyânet ediyorsun ki? Hıyânet etmene
            sebep nedir? Bu boş hanı sevdiğin için. Bütün hataların başı dünya muhabbeti.
            Dünyayı seven her günahı işler.
               Peygamber  Efendimiz’in  Hadisi:  “Bütün  hataların  başı  dünya  muhab-
            beti.”
               Dünyayı severseniz her hatayı işlersiniz. Peki: Yemeyelim mi? İçmeyelim
            mi? Giyinmeyelim mi? Tabii yiyeceğiz, içeceğiz, giyineceğiz. Ama Allah’a
            kulluğumuzu  da  yapacağız.  İnsan  beşerdir,  ihtiyaçları  vardır.  İhtiyaçlarını
            gidermezse  ölür.  Yer,  içer,  giyer  de  Allah’a  itaat  etmezse,  Allah’a  kulluk
            etmezse olmaz. Allah’ın nimetlerini yiyor.
               Bir insan bir yere misafirliğe gider. Hane sahibi ona çok ikram eder. Son
            derece  ona  hizmet  yapar.  Misafirin  de  buna  karşılık  ona  teşekkür  ve  dua
            etmesi gerekirken kalkar kapıları, pencereleri çarpıp eşyaları oraya, buraya
            fırlatırsa  bu  olur  mu?  İnsanlık  mıdır?  İnsanlığa  yakışır  mı?  Bunu  insan
            yapmaz. Hayvan iyiliği bilmez, insanlığı bilmez.
               Onun  için  burada  en  büyük  insanlığı,  en  büyük  ikramı  Rabb’imiz  bize
            ihsân etmiştir. Bir defa yoktan var etmiş. Bize sıhhat vermiş. Bize bol rızık
            veriyor bu zamanda. Bizden önceki çağlarda, bizden önceki nesillere Cenâb-ı
            Hak hiç böyle bol rızık vermemiş. Böyle safahat vermemiş. Ama hiçbir asırda
            da  insanlar  bu  devrin  insanları  kadar  münkir  olmamıştır.  Münkirlik
            etmemişler. Yalnız bu durum, cemaatimizin dışında. Allah’a şükür, Allah bizi
            az da olsa, karınca kararınca itaat edenlerden etmiş. Az da olsa şükredenlerden
            etmiş. Az da olsa nimetimizin kadrini bilenlerden etmiş. Nimetimizin kadrini
            bilmek ne ile olur? İnancımızı yaşamakla, ibadetimizle olur.
               Allah’ın  bize  vaadi  de  bu:  “Kulum  sana  vermiş  olduğum  nimetlerin
            kıymetini bilirsen nimetlerini çoğaltırım, yükseltirim, büyütürüm. Bilmezsen
            elinden alırım.”
               Allah inananlara âhirette mükâfatını verecek. İsyan edenlere cezasını vere-
            cek.  Dünyanın  mükâfatı  vardır.  Nedir  bu?  Varlığımız,  sağlığımız,  huzurlu
            olmamız. Dünyanın cezası nedir? Hastalığımız, fakirliğimiz, illetimiz. Ama
            bunlar da imtihan için geliyor. Büyük belâlar, büyük çileler peygamberlere
            gelmiş. Peygamber Efendimiz üç gün yiyecek bulamadı. Karnına taş bağladı.
            Cenâb-ı Hak: “Habîbim! İstiyorsan Uhud Dağı’nı senin için altından halk
            edeyim.” dediği hâlde dilemedi. Niçin? Senin benim için istemedi.
               — “Yâ Rabbî! Sen ümmetimi fakirlikle mi yarlığarsın? Zenginlikle mi?”
               — “Ben ümmetini fakirlikle yarlığayacağım.”
               Yani demek ki Cenâb-ı Hak fakirlere fakirliklerinden dolayı acıyor. Kusur-
            larını fakir oldukları için bağışlayacak. Yarlıgamak bu demek. “Ben ümmetini
            fakirlikle yarlığayacağım.” Ne kadar merhametli.
   79   80   81   82   83   84   85   86   87   88   89