Page 79 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 79
Tasavvuf Sohbetleri -2 79
Ehl-i zikir için sadece makine sesi değil bütün bu afakta olan sesler,
birbirine vuran sert cisimler, bütün bu cisimlerin çıkardığı sesler zikrediyor.
Onun için,
“Kâmile her eşya olmuştur evrâd” buyruluyor ya, her eşya kâmiller için
zikir.
Zaten Cenâb-ı Hakk’ın: “Sizin o cansız olduğunu zannettiğiniz cemâdât-
ların hepsi beni zikreder.” diye âyeti kerimesi var.
Kalp dirilip harekete geldikten sonra sen ye, iç, çalış ne yaparsan yap.
Allah’ı unutayım desen bile unutamazsın. Çünkü kalp harekete geldi. Kalp
harekete geldikten sonra, sen ye, iç. O zaman ne oluyor? Senin zâhirin halk
ile, bâtının Hak ile oluyor. Bunlar sa’y ile -çalışmakla- oluyor. Şeriatta da
çalışmak var. Tarîkatta da çalışmak var. Hakikate geçince sen iradenden
kurtuluyorsun. Sen de oluyorsun bir âlet. Yaptıklarını sen yapmıyorsun. Sen
Allah’ın âletisin. Seni konuşturan Allah, seni yediren Allah.
İşte, müritlerin neticesi öyle olur. Cüz’î iradeden, küllî iradeye geçince
öyle olur. Cüz’î iradesinde de bunlar var mıdır? Vardır ama bunlar saklı
duruyor. Cüz’î iradede bunlar mecaz oluyor. Ondan sonra mecazdan hakikate
geçiyor. Ama “Nakş-i Cemâl”e geçince mecazımız hakikat oluyor.
Cenâb-ı Allah nimetler halk etmiş ama tabii insanların iradesine bırakmış-
tır. İnsanların iradesi ile elde ettiği nimetler vardır. İradesi ile elde edeme-
yeceği nimetler vardır. Ama iradesi ile elde edeceklerini elde edecek. Edeme-
yeceklerini Allah ihsân edecek. Allah’ın çok ihsânı vardır. En büyük ihsânı
bizi Müslüman halk etmiş. Bizim inancımız var. İnancımız dahilinde, günah-
sevap, hayır-şer var. Bunlara da inancımız olacak.
Allah’ın bütün emirlerini tutacağız. Tarîkattaki hizmetlerimizi göreceğiz.
“Hizmetsiz himmet alınmaz.”
O zaman zâhirdeki çalışmalarımız, şeriattaki amellerimiz, tarîkattaki
hizmetlerimiz ne yapıyor? Büyük nimetimizin kapısına götürüyor. Ama o
kapıya gitmezsek, o kapı bize gelmez. Musa Kelimullâh Peygamber idi. Her
yerde Allah’la konuşabilirdi. Ama maksadının kapısı Tûr-i Sinâ oldu. Bizim
de maksadımızın kapısı var.
Peygamberler, dünyaya peygamber olarak gelmişler. Velîler ise senin
benim gibi insan olarak gelmişler. Fakat velîler, insanlar içinden seçilmişler-
dir. Ayrıca sa’yları ve çalışmaları ile de velî olmuşlardır.
Bir velînin maneviyattaki gücü, kuvveti velî olmayan insanlarla bir değil.
Bu dünyada yaşayan beş milyar insanın kuvvetini, gücünü eritseler, birleş-
tirseler bir velînin gücü ve kuvveti kadar olamaz. Niye? Çünkü evliyâullâh
demek Allah’ın gücü onda tecellî ediyor. Allah’ın sıfatları onda tecellî ediyor.
İşte o, Allah’ın âleti olmuş. Gücünü kuvvetini nereden alıyor? Allah’tan
alıyor.
Hakikate ulaşmak, insanların ruhunun makamına ulaşmasıdır. Allah’tan
gelen ruhun Allah’a ulaşmasıdır. Bu yükselme de tarîkatla olur.

