Page 83 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 83
Tasavvuf Sohbetleri -2 83
Bir insan varmış. Bu günah-ı kebâirleri işliyormuş. Günah olduğunu da
biliyor. Bir türlü bunları terk edemiyor, alışkanlık. Nefis sahibi, nefis
zorluyor. Nefisten kurtulmak çok çetindir.
Nefis nedir? Kitap’a, Sünnet’e uymayan arzulardır. İşte böyle birisi
İbrahim Ethem Hazretleri’ne gitmiş, zamanın meşâyihine. Meşâyih olmazdan
önce Belh padişahı imiş. Padişahlığı terk etmiş. Daha genç padişah, yeni evli.
Her şeyini terk edip gitmiş. Ama bir sebep var. Ona ikaz oldu. Genç padişah
iken ava çok meraklı imiş. Veziri ile beraber on kişiler. Cevval, akıllı, herkesin
kendisini sevdiği bir padişah, cesur. Ava çıkmış. Gezmişler, dolaşmışlar,
acıkmışlar. Vezirine demiş ki: “Getirin, açın azığımızı.” On kişi orta yere
yayılmışlar. Yemek yerlerken tepeden bir karga, bir parça ekmek kapmış,
kaçmış. Padişah ve diğerlerinin dikkatini çekmiş. “Bu on kişinin ortasından
bu ekmeği bu karga alamaz. Bu cesarette bir hikmet vardır.” diye
düşünmüşler. Padişah çok akıllı. “Takip edin bu kargayı. Bunda bir sır, esrâr
var.” demiş. On kişi ormanı taramaya başlamışlar. Kargayı arıyorlar. Bir
tanesi kafasına kadar ağaca sarılı bir adam görmüş. Bu karga götürmüş olduğu
ekmeği gagası ile tutmuş, ona yediriyor. Bunu görünce, diğer arkadaşlarını
çağırıyor. “Gelin, ben buldum.” demiş. On kişi toplanmış oraya. Padişah da
gelmiş oraya. Bu tablo karşısında padişahta öyle bir ayılma olmuş ki.
Padişahta dünya zevki, sefâsı hiçbir şey kalmamış. Tabii onlara sezdirmemiş.
“Bir karga ağaca bağlı bir insanı besliyorsa neyime lazım benim bu kadar
saltanat?” demiş, afallamış. Herkes avda yoruldu da ondan oldu zannetmiş.
Gece olmuş, yatağına yatmış. Sabah bakmışlar padişah yok. Sağa bakmışlar
bulamamışlar. Sola bakmışlar bulamamışlar. Çıkmış gitmiş. Terk-i diyâr
etmiş. Bir meşâyih bulmuş. Kendisini ona teslim etmiş.
Varını yağmaya verip İbrahim Edhem gibi
Arayıp Hızr-ı zamanı bulmayan derviş midir?
Hızr-ı zaman, meşâyihtir. Her müridin meşâyihi onun Hızır’ıdır.
Başka bir kelâm-ı kibârda:
Hızır mürşid-i kâmildir o zulmet kalb-i câhildir
Cevâhirler şeriattır özün kurtar cehâletten
İşte İbrahim Ethem tacını, tahtını terk etmiş. Bir meşâyih bulmuş. 7 sene
aç, açık, çıplak hizmet etmiş. Baş açık, yalın ayak mürşidine hizmet etmiş.
Daha çok uzun hikâyeleri de... Sonunda irşad olmuş. Şeyh Efendisi ona:
“Haydi sen de onları topla başına. Onlara sohbet et, onları irşad et.” demiş.
Nasıl ki meşâyih olunca bunun bir etrafı oluyor, ismi her yerde duyuluyor.
İbrahim Ethem isminde bir meşâyih var diye duyulunca halkı geliyor, götürmek
istiyorlar. Yine geleceksin, padişahımız olacaksın diyorlar. Diyor ki gidin ben
daha gelmem artık.
Allah bize rızık veriyor ki biz ona itaat edelim diye. Biz ona isyan mı ede-
lim? İtaat edersek rızık var. Bu mülk onundur, kalbimiz onundur, vücut mülkü
de onundur. Nedir bu? Vücut mülkü elimiz, gözümüz, ayağımız, dilimiz,
kulağımız. Bunların her birisi bizim için nimettir. Bunları Allah vermiştir
bize, emânet kılmıştır. Kelâm-ı kibârda geçer:

