Page 13 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 13

Tasavvuf Sohbetleri -2                                            13

            defa  dese  ki  ‘ben  seni  istemiyorum,  boşanacağım’  dese  boşanamaz.  Ama
            nikâh akdi sırasında şart koşulmuş ise kadın da boşayabilir. Erkek bir defa
            dese ki ‘ben seni istemiyorum, boşadım’ dese tamam.
               Onun için manevî düşmanlarımızı bilelim, kendimizi koruyalım. Şeytan-
            dan korunmak için Allah bize silah vermiştir. Bu da salavat-ı şerife, besmele-
            i şerife. Bir de gönlümüze gelen yasaklar vardır. Onları biliyoruz. Bu yasak-
            ların şeytandan yana olduğunu düşünüp işlememek lazım. Bir de nefsimizin
            arzularını terk etmek lazım. Büyük düşmanımız da budur. Nefsî isteklerimiz.
               Büyük düşmanımız nefs-i emmâre
               Takmış kemendini cezb eder nâre
               Bir hanım nefsinin arzusu ile başını açıyorsa şeytanın emrine uydu. Büyük
            düşmanı  olan  nefsi  kendi  istemiş  olduğu  bu  arzuyu  işletiyorsa  onu  ateşe
            götürüyor, nâra götürüyor.
               Büyük düşmanımız nefs-i emmâre
               Takmış kemendini cezb eder nâre
               Cehdet ki bulasın sen sana çâre
               Ellerin ayıbını gözleme gardaş
               Kimseyi  de  hor  görmemek  lazım.  Evet,  sen  tesettürünü  yapıyorsun,
            namazını kılıyorsun ama bunu yapmayanları da hor görme. Bilinmez. Belki
            onunki de zâhirî bir tuzaktır. Çevresine karşı, ailesine karşı… İşte bir de var
            ki büyük makam sahibi. Beyi hanımının örtünmesine müsaade etmiyor. Haydi
            gideceğiz  beraber.  Başın  açık  gezelim  diyor.  Eğer  gitmese  bu  sefer  ne
            yapıyor?  Dövüyor,  vuruyor.  Ayrılmaya  kalkıyor.  Ayrılınca  çocukları  var.
            Çocuklar perişan oluyor. Bunlar hep sorun.
               Şimdi bu zamanda bir hanım kendi arzusu ile başını açarsa ne oldu? Nef-
            sinin arzusuna uydu. Gideceği yer ateştir. Eğer kendi nefsinin arzusu değil de
            bir  mecburiyet  karşısında;  devlet  memuru,  onu  atacaklar  dışarı,  geçimini
            sağlayamayacak veya uzun boylu emek vermiş olduğu hizmeti var, oradan
            ayrılırsa hakkı yanacak. Ne yapar bu şimdi? Daireye gittiği zaman başını açar.
            Daireden  çıktığı  an  başını  örter.  Onun  ötesinde  komşusuna  gider  örtünür.
            Çarşıya gider örtünür. Ama dairede açar. İşte o zaman mesul olmaz. Çünkü
            orada bir mecburiyet var. Ama onda da yine bir üzüntüsü olacak. Müteessir
            olacak.
               Demek nefsî arzular böyle. Namaz kılmıyor. Nefsi istemiyor, nefsine ağır
            geliyor. Namaz kılmasını kendisi istemiyor. Bu onun için büyük bir zarar. Bu
            onu  ne  yapacak?  Ateşe  götürecek.  Allah’ın  emirleri  var.  Yasakları  var.
            Allah’ın yasakları günahlar. Emirleri de ibâdetler. Bir insan günah işlemekle
            Allah’a isyan etmiş oluyor. Emredilen ameli işlemezse o da isyan etmiş oluyor
            Allah’a.  Bunlar  nereden  doğuyor?  Kendi  nefsî  arzularımızdan.  Başka
            kimselerden  namazı  kılma  diyen  var  mı  sana?  Yok.  Başını  örtmeyeceksin
            diyen var mı? Yok. Eğer diyen varsa o başka. Sana kim başını örtme diyor?
            Onun yanında açarsın, onun haricinde örtersin. Kim senin namazını kılmana
            mâni oluyor? Onun yanında kılmazsın onun haricinde kılarsın. O senin polisin
            değil. 24 saat başında beklemeyecek.
               Demek ki dört tane manevî düşmanımızdan:
   8   9   10   11   12   13   14   15   16   17   18