Page 139 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 139

Tasavvuf Sohbetleri -2                                           139

               — Olmaz götüreceğiz, diyorlar.
               — Peki bir şartım var, diyor. Yerine getirirseniz gelirim.
               — Nedir, demişler.
               İğneyi atmış deryaya:
               — Bu iğneyi bulup getirirseniz ben de gelirim, demiş.
               Onlar demişler ki:
               — Hiç deryadan iğne bulunur mu? Sen bunu bahane ediyorsun. Biz seni
            yine götüreceğiz.
               Anlamış ki yine kurtulamıyor. O zaman manevî gücünü onlara göstermiş.
               —  Siz  aciz  kaldınız.  İğneyi  getiremiyorsunuz  ama  benim  iğnem  gelir
            şimdi. Deryaya seslenmiş: Ey balık! Allah’ın izniyle benim iğnemi getir.
               Bir balık iğne ağzında başını sudan uzatmış, iğneyi getirmiş. Hepsi gör-
            müşler. Korkmuşlar, daha götürelim dememişler.
               — Gidin babam, padişahınızı bulun. Ben daha size padişahlık yapamam.
            Belh’te padişahlık yaparken insanları yönetiyordum. Allah beni manevîyat
            padişahı yaptı. Bakın balıklara da sözümü geçiriyorum. Evet:
               Varını yağmaya verip İbrahim Edhem gibi
               Arayıp Hızr-ı zamanı bulmayan derviş midir?
               Demek ki derviş bir evliyâullâhı bulacak. O da dervişten derviş olmuş.
            Derviş demek Allah için her şeyden geçmiş.
               Biz  dünyaya  bir  vâsıta  ile  geldik.  Bir  vâsıta  ile  gideceğiz.  Biz  ot  gibi
            topraktan çıkmadık. Hepimizin annesi babası var. Cismimize vâsıta olmuş.
            Cenâb-ı Hak da cesede ruh üflemiş. Ruh öyle bir şey ki esrârına beşerin aklı
            ermiyor. Ruh nereden gelmiş? Semâdan gelmiş, arş-ı âlâdan gelmiş. Allah’tan
            gelmiş.
               “Elestü bi rabbiküm.” fermanı var. Ama bütün ruhlar bu fermana “evet”
            dememiş. Hepsi evet deseydi, hepsi Müslüman olurdu. Küfür olmazdı.
               Küfrün  de  olması,  cehennemin  de  olması,  Allah’ın  celâl  sıfatından.
            Allah’ın celâl sıfatı olmasaydı küfür olmazdı. Küfür olmayınca da cehennemi
            halk etmezdi Allah. Niçin? “Ve bil kaderi hayrihî ve şerrihî” fermanı varsa,
            bir  de  Cenâb-ı  Hakk’ın  celâl  sıfatı,  cemâl  sıfatı  varsa  bütün  şerler  celâl
            sıfatının tecellîsidir. Bütün hayırlar da cemâl sıfatının tecellîsidir.
               Burada aldanmayalım! Celâl sıfatının tecellîsi ise burada kulun neyi var?
            Farz olan cüz’î iradesi var. Farz olan sa’yı var. Allah’ın şerre, küfre rızası
            yoktur. Ama kul istiyor. Allah da halk ediyor. Allah bize emirlerini ve yasak-
            larını bildirmiş. Akıl ve irade vermiş. Akıl ve irademizi nereye kullanırsak
            orayı kazanırız. Şer işlediysen, şer seni cehenneme götürecek.
               Cenâb-ı Hakk’ın isimleri çok. Bir de Rahîm ve Rahmân isimleri vardır.
            Rahîm  ve  Rahmân  isimleri  dünyada  tecellî  ediyor.  İsyan  edenlere  de  itaat
            edenlere de Cenâb-ı Hak aynı muameleyi yapıyor. Muamele eşit. Yani bu
            kadar  günah  işleyenlere  de  Allah  rızıklarını  veriyor.  Onların  rızıklarını
            veriyor, sıhhatini veriyor; itaat edenlere de veriyor. O zaman Cenâb-ı Hak
            itaat edenlerin rızkını versin, isyan edenlerin rızkını vermesin. Niye veriyor?
            Bu dünyada iki kelâm vardır isyan edenlere:
   134   135   136   137   138   139   140   141   142   143   144