Page 135 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 135
Tasavvuf Sohbetleri -2 135
Hicap, perde. Gönüldeki bu perde, hicap nedir? Gaflet tabii. Bu ne ile
açılır? Ne ile atılır? Zikrullâh ile. Zikrullâhı da insan erbâbından alacak.
Mübârek Abdülhâlik Gücdüvânî Hazretleri, bizim hatme-i hâcemizin
kurucusu. Bu daha doğmadan Hızır aleyhisselam babasına müjdelemiş.
Babası da çok âlim olduğu için Hızır aleyhisselam’la görüşürmüş. Demiş ki:
“Senin bir oğlun olacak. İsmini de Abdülhâlik koydum ben. Ama öyle bir
insan olacak ki, öyle bir velî olacak ki ayakları evliyânın omuzunda olacak.”
Çocuk doğuyor, dünyaya geliyor. Fakat Malatya’da yaşıyorlarmış. Hiçbir
başka amacı olmadan sırf oğlunu yetiştirmek için işini, evini, toprağını terk
edip Buhâra’ya göçüyor. Orada çok pahalı, verimli bir medreseye oğlunu
veriyor. Bu medresede okuyor, zâhir ilmini bitiriyor. Hocası ile tefsire
başlıyorlar. Fatiha’dan, Bakara Suresi’ne iniyorlar. 8. cüzde âyeti açıklıyor.
Hocasına diyor ki:
— Hocam bu âyet-i kerîmede Allah (cc) buyuruyor ki: “Beni hâsseten
kalbinizden zikredin.”
O hocadan çok talebeler gelip geçmişler. Mezun olup gitmişler. Fakat hiç
birisi onu incelememiş, sormamış; o sormuş.
— Hocam Cenâb-ı Hak: “Beni hafî, kalbinizden zikredin.” buyuruyor.
Tekrar bir hadisi getirmiş karşısına. Hazreti Resûlullâh da: “Eşşeytâni ecri
min indi Âdeme” hadisini okuyor. Burada Resûlullâh buyuruyor: “Şeytan sizin
kalbinizdeki amellerinize vesvese vermekle iftihâr eder.”
Hocası demiş ki: “Oğlum sen bu zikri bir ehlinden bulacaksın. Ehlinden
alacaksın. Ondan soracaksın. Ledünnî ilmidir. Bunun bir erbâbı vardır.”
demiş geçmişler. Bunun erbâbı kimdir? Ehli kimdir, diye çok düşünmüş.
Cenâb-ı Hak: “Kulum iste vereyim diyor.”
O isteyince Hızır aleyhisselam gelip onu bulmuş. Hızır aleyhisselam gelip
onu buluyor. Otur oğlum, diyor ona sohbet ediyor. Bugün bu yerde, yarın
başka yerde. Onu nerede bulursa oraya gelip buluyor. Sohbet ediyor, onu
yetiştiriyor.
Öyle yetiştiriyor ki “Tayy-i mekân- Gayb-i rical” makamına ulaştırıyor.
Zâhir ve bâtın ilminin birleştiği Yusuf Hemedânî Hazretleri’ne teslim ediyor.
Elinden tutuyor, götürüp veriyor: “Al, bunun tasavvufta hiçbir eksiği kalmadı.
Zâhirde âdab eksikliği varsa tamamla da icâzetini ver.” demiş. Yusuf Heme-
dânî Hazretleri’nin dergâhında bir süre kalmış. Fakat ona gel benden de bir
zikir al dememiş. Ona icâzet vermiş. İşte üveysî oluyor. Hızır aleyhisse-
lam’dan geliyor.
Nakşibendî Efendimiz de üveysî. O da Abdülhâlik Gücdüvânî Hazretle-
ri’nin ruhâniyetinden yetişmiş oluyor. O da Emir Külâl Hazretleri’nden icâzet
alıyor. O da evlâd-ı Resûl’den. Büyük bir evliyâullâh. Bugün Bursa’daki Emir
Sultan Hazretleri oğludur. Dört tane oğlu vardı, dört oğlundan birisi.
Evet, neyi ifade edecektik? İşte, “Oğlum, demiş, zikri erbâbından alacak-
sın ki şeytan ona el atmasın.” Onun için Allah’a şükür.
Tarîkat cümle haktır olmaz zagi
Ki dört misbâhı var birdir çerağı
O misbâhın on ikidir budagı

