Page 130 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 130

130                                                Gül'den Bülbüllere

            Beni  sağa  çeviriyor,  sola  çeviriyor.  Yıkıyor,  beni  yatırıyor,  kaldırıyor,
            gezdiriyor, dolandırıyor. Niye biz yol alamıyoruz?
               Sâlihâ bir kimseye yol aldıran ihlâsıdır
               Yol  alamıyoruz  değil,  alıyoruz.  Mademki  amelimiz  var,  şeriatımız  var,
            imanımız  var,  tarîkatımız  var.  Allah’ın  emirlerini  yapıyorsunuz.  Bir  de
            meşâyihin emirlerini yapıyorsunuz. Yol alıyorsunuz ama âheste âheste, ağır
            ağır gidiyorsunuz. Ya nasıl ola ki çabuk gidelim? Bir insan var ki yola çıkmış.
            Bu yolu bir insan kırk senede gider. Bir tanesi kırk ayda gider. Bir başkası da
            kırk günde gider. Kırk dakika gider. Bir dakikada gider.
               Topal karınca niyetlenmiş, Hacc’a gidecekmiş. Bunlardan bizim alacak
            hissemiz var. Her kelâmın bir hakikati var. Bunun hâlini görenler, bilenler
            demişler ki: “Ey hayvan senin zaten hâlin ortada; ayağın da topal üstelik.
            Senin önünde deryalar var, nasıl geçeceksin? Dağlar var, nasıl aşacaksın?”
            Karınca “Evet, ben gidemem. Ama bu yolda ölmek isterim.” demiş.
               O anda bir kartal gelmiş konmuş. Kartalın ayağına yapışmış. Kartal uçmuş,
            götürmüş bunu. Deryaları da geçirmiş, dağları da geçirmiş. Beytullâh’a götür-
            müş. Kartaldan mânâ meşâyihin velâyeti. Karıncadan mânâ da müridin ruhu.
            Bizim ilmimiz, amelimiz işte o topal karıncanın hesabı gibi. Bir himmet olursa
            bizim için kırk günlük yol, kırk dakika olabilir. Amennâ. Nasıl olur ama? İşte
            tarîkatın bu dört şartını elde ederseniz olur. Kırk günlük yol, kırk dakikaya
            düştü. Onun için:
               Bulam dersen eğer ayn-i imânı
               Çalış ki olasın şeyhinde fâni
               Şeyhinde  fâni  olmak  için  tarîkatın  bu  dört  şartı  olacak.  Peki,  yok  mu?
            Bizde  var,  olmazsa  gelmezdik  buraya.  Var  ama  bunun  cüz’îsindesiniz.
            Küllîsine ulaşın. Küllîsini elde ederseniz o zaman uzak yolunuz yaklaştı.
               Allah, âhir akıbetimizi hayır getirsin. Allah muhabbetimizi muhafaza etsin.
            Ama biraz da sizin sa’yınızla olacak.
               Cenâb-ı Hak: “Kulum iste vereyim.” buyuruyor.
               Cenâb-ı Hak bize muhabbet ihsân etmişse bunun muhafazasını da ondan
            isteyelim. “Yâ Rabbî, sen muhabbetimizi muhafaza et. Yâ Rabbî, sen Pîrimi-
            zin izinden ayırma. Yâ Rabbî, sen Pîrimizin eteğinden elimizi kaydırma.”
               Bu ne demektir? Eğer ona olan sevgimiz gönlümüzden çıkarsa eteğinden
            elimiz  kayar.  Elimiz  etekten  kaydı.  Bizim  tarîkatımızda  kabiliyet  şart.
            Nakşibendî Efendimiz buyuruyor ki: “Biz kabiliyet de veririz. Hiçbir tarîkatta
            bu yoktur.” Kabiliyet, yani biz müridin kalbini değiştiririz. Kelâm-ı kibârda
            buyuruyor ki:
               Kâbiliyyet bizde olmazsa meşâyih neylesin
               İster ise mürşidi olsun Muhammed Hazreti
               Kabiliyet veririz diyor. Ama senin bir kabın var kirlenmiş, eskimiş. Dâima
            yemek yiyeceğin bir kap veya senin için çok lazım olan bir kap kirlenmiş,
            paslanmış, eskimiş. Bir tanesi tazeler o kabı, taze kap verir. Eğer onun kıy-
            metini bilirsen o kap artık eskimez de kirlenmez de paslanmaz da.
   125   126   127   128   129   130   131   132   133   134   135