Page 127 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 127

Tasavvuf Sohbetleri -2                                           127

               Aşk ânındır, âşık oldur, mâşuk ol
               Âhir ândan âna varır cümle yol

               Ruh,  Allah’a  nasıl  gider?  Dünyadan  geçer,  âhiretten  geçer,  nefsinden
            geçer, canından geçer Allah’a gider.
               Sanma ki kaçar âşık olan cevr ü cefâdan
               Cefâ tefrika oluyor. Cefâ nereden geldi? Allah’tan. Sefâ nereden geldi?
            Allah’tan. İkisi de bir yerden geldiyse ikisini de alacağız. Bu ne demek? Yani
            sağlık bizim için ne ise hastalığın da öyle olması lazım. Hastalıktan şikâyetçi
            olmayacağız. Yalnız niçin hastalıktan kaçacağız? Amel işlemek için. Zevk
            için, sefâ için, rahatlık için değil. Hasta olmuş, amel işleyemiyoruz. Hastanın
            da ona göre ameli var. Hasta olarak işlemediğimiz eksik amellerimiz, sağlıklı
            olup da amel işlemeyenlerden daha hayırlı olur.
               Mademki “Ve bil kaderi hayrihî ve şerrihî” fermanına inandıysan, Müslü-
            manız elhamdülillâh, Âmentü’nün şartlarına inanmazsak Müslüman olamayız
            zaten.
               Bir binanın var olmasında altı cihet vardır. Bu vücutta da böyle, ne olursa
            olsun. Bir vücut var mı? Bunun altı ciheti vardır. Bu bardak bir cisim mi
            taşıyor? Bunun önü var bir cihet. Arkası var bir cihet. Sağı var bir cihet. Solu
            var  bir  cihet.  Üstü  var  bir  cihet.  Altı  var  bir  cihet.  Eğer  bunun  altı  ciheti
            olmazsa  burada  sıhhat  olmaz.  Bu  tavan  olmasa  yağmurdan,  doludan  nasıl
            muhafaza edileceğiz? Tabanı olmasa nerede oturacağız? Sağı var, solu var,
            arkası, önü var. İşte imanın bütünlüğü de altı şarttadır. Bir tanesi olmazsa olmaz.
            Bu altı şartın bir tanesi de “Ve bil kaderi hayrihî ve şerrihî.” Buna inanmak.
            Ama bu sözde kalıyor. Tatbikatına geçemiyoruz. İmanın taklidinden tahkikine
            geçmek lazım.
               Bulam dersen eğer ayn-ı imânı
               Çalış ki olasın şeyhinde fâni
               Sana senden yakın olanı tanı
               Bu berzâh âlemin geçmek dilersen
               Bekâ gülşanına göçmek dilersen
               Bu tasavvuf ve tarîkat kelâmıdır. Ama zâhirde de şeriatımızda da “Ve bil
            kaderi hayrihî ve şerrihî” fermanı varsa bu ne demek oluyor? Hayır da gelir
            Allah’tan, şer de gelir Allah’tan. Hayır nedir bizim için? Sağlık. Hayır nedir?
            Varlık. Şer nedir? Fakirlik. Hayır nedir? Kıymet, itibar, insanlardan görmüş
            olduğumuz hürmet. Şer nedir? İnsanlardan görmüş olduğumuz eziyet, üzüntü.
            Bunların hepsi Allah’tan geliyor.
               İşte bu fermana göre hastalıkla, sağlığı bir bileceğiz. Tefrika yapmaya-
            cağız. Mâşuk kim? Allah. Âşık? Allah’ı seven kul. Aşk, kulda tecellî eden
            Allah sevgisi. Aşk, âşık ile mâşuğu birleştiriyor. Bunun menbaı Peygamber
            Efendimiz. Başlangıcı, başı, anası Peygamber Efendimiz.
               Çünkü  Hatice  Validemiz’le  evlendikten  sonra  fakir  hayattan  zenginliğe
            geçti. Çok fakirlik çekmişti. Zengin bir hanım ile evlendi. Çok güzel bir hanım
            ile. Hatice Validemiz Mekke’de tek bir hanımmış. Onun o kadar çok talipleri
   122   123   124   125   126   127   128   129   130   131   132