Page 131 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 131

Tasavvuf Sohbetleri -2                                           131

               Herhangi bir insan var ki kullandığı âlet sanki taze alınmış gibi. Hâlbuki
            yıllar boyunca kullanmıştır. Bazısı da vardır ki tezden eskitir onu. O verilmiş
            olan kabiliyet, kalbimiz. Kalbimizi muhafaza edeceğiz. Onlar muhabbet ver-
            mekle  veya  onların  himmeti  nazarı,  manevî  görevleri  var,  hizmetleri  var.
            Niçin?
               Türlü nimetler verir lâyık değil isem de ben
               Gönderir mimârını tez tez bu dil-i viranıma
               Kirlenmiş,  paslanmış  bu  kalbimi  mühendisle  düzeltir.  Yıkılmış,  harap
            olmuş kalbimi bir mühendis nasıl imâr ederse evliyâullâh da benim kalbimi
            imâr ediyor, diyor. İmâr etti, yaptı bütün çarığını, çürüğünü pakladı. Tamir
            etti yahut da tazeledi onu. Götürüp onu kirlettinse bir imâr eder, iki imâr eder
            bırakır  onu.  İşte  ihvanlar  ders  tazeliyorlar  ya  buna  dikkat  etsinler.  Tabii
            bunların  bir  şüphesi  oluyor.  Yaparım  diyor,  yapamadığını  anlıyor.  Dersini
            çekmedi veya bir kusur işledi. Alırım, yaparım diyor. Alıyor yine yapmıyor.
            Hizmetleri yapamıyor.
               Evet, hanımlar için teveccüh yok ama teveccüh ile hatme birdir. Hatmede
            ne okunuyorsa teveccühte de o. Yalnız zâhir şeriat olduğu için hani bir erkek
            mahreminden başkasına el süremez. Teveccühte de ebyât (beyitler) okununca
            el sürülüyor. Onun için hanımlara teveccüh olmuyor. Hanımlardan da tevec-
            cüh yapan olsaydı o da hanımlara yapardı. Çünkü teveccüh erkeğin amelidir.
               Her tarîkatta da teveccüh yoktur. Hâşâ, estağfurullâh. Biz bundan varlık
            duymayalım. Övünmüş olmayalım. Şeyh Efendimiz’in emri. Bize teveccühü
            emrettiği  zaman  8-10  kişiye  yetki  verip  ders  vermeyi  emretmiş  idi.  Ama
            teveccüh  emrini  bu  günahkâra  verdi.  Emir  verildiğinde  yaz  mevsimi  idi.
            Köyde oturuyorduk. Gittik kimseyi bulamadık. Üç gün sonra Şeyh Efendi-
            miz’e gittik. Benden yaşlı olan onunla rahat konuşan arkadaşı, Şeyh Efendi-
            miz’in ihvan kardeşi olan arkadaşı cevap verdi:
               — Yapamadık.
               — Niye yapamadınız? dedi, celâllendi. O arkadaşı dedi ki:
               — Kimseyi bulamadık.
               — Beş kişi bulamadınız mı? Beş kişi ile teveccüh olur.
               Şimdi o da değil. Teveccüh bize emredilince bizim üzerimize ağır bir yük,
            yani bir dağ getirildi kondu. İtimat edin böyle. Yani demek istiyorum ki te-
            veccüh herkese emredilmiyor. Bununla da biz övünmeyelim de. Emredilmişse
            yapmak mecburiyetindeyiz. Ama hanımlara yok teveccüh. Teveccühü hanım
            yapamadığı için hanımlara teveccüh yok. Fakat hatme ile teveccüh bir.
               Teveccühte beyit okunuyor. Eğer değişen bu ise hatmenin sonunda bunu
            da okuyun. Mühim olan feyiz almanızdır. Feyiz almak için de kalb-i selîm
            olacaksınız. Kalbinizde olan bütün düşünceleri her şeyi çıkarıp atacaksınız.
            Hatmenin büyük amel olduğuna inanacaksınız.
               Hatmede silsile okunurken bütün ervahın geldiğine inanacaksınız, başta
            Resûlullâh  Efendimiz’in.  Bütün  Şeyh  Efendilerimiz’in  isimleri  okunurken
            onların geldiklerine inanacaksınız. Zaten hadis de var, ayet de var hatmenin
            hakkında. Peygamber Efendimiz ashabına buyuruyor:
   126   127   128   129   130   131   132   133   134   135   136