Page 124 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 124
124 Gül'den Bülbüllere
Onun ashabından olan damadı Osman-ı Zinnûreyn Hazretleri bir gün
Peygamber Efendimiz’e orduya harcamaları için bir torba altın getirip veriyor.
“Ya Resûlullâh bunu orduya harca.” O torbadaki altını döküyor önüne,
parmaklarını içine koyarak altınları karıştırıyor. Hazreti Osman-ı Zinnûreyn
Hazretleri’nin yüzüne bakıyor. Yanında sahabeler var. Diyor ki: “Bunlar
Affan oğluna zarar vermez.”
Peki, ümmeti olan Hazreti Osman’a zarar vermiyordu da bu altınlar
Hazreti Resûlullâh’a mı zarar verecek? Niye “Uhud Dağı’nı altın halk ede-
yim.” dedi de kabul etmedi. Bakın dikkat edin.
— Yâ Rabbî sen isyan eden ümmetimi fakirlikle mi yarlığayacaksın,
zenginlikle mi, diye sordu.
— Ben ümmetini fakirlikleri ile yarlığarım, fakirliklerine bağışlarım.
— Ben ümmetim için fakirliği kabul ettim yâ Rabbî.
Bu ne kadar ümmetini seven Peygamber. Bu ne kadar ümmetini kayıran
Peygamber. O bizi bu kadar sevmiş kayırmış da biz kendimizi niye
düşünmüyoruz? Biz kendimizi niye kayırmıyoruz? Biz Sünnet’i terk edersek
bize kim şefaat edecek? Nasıl kurtulacağız daha. Allah’ın emri de bu değil
mi? İnanmış olduğumuz bizi yoktan var eden Allah’ın emri de bu değil mi?
Nasıl bir emri var bize: “Habîbim bana itaat eden, sana tâbi olsun.”
Habîbinden gelen emir bize geliyor. İtaat nedir? Kur’ân. Kur’ân’a kim
inandı ise, kim Kur’ân’a tâbi oldu ise Allah’a itaat etti.
“Sana tâbi olmayan bana itaat etmiş değildir.”
Onun için burada hanımlar için de sünnet var, erkekler için de sünnet var.
Sözünüz, özünüz, işiniz, kıyâfetiniz, yaşantınız Sünnet’e ve Kitap’a uygun
olsun. Sade fakirlik de sizi kurtarmaz. Zenginlik de kurtarmaz insanları.
Muhakkak, zengin de olsa fakir de olsa Sünnet’e ve Kitap’a uymak mecbu-
riyeti var.
Kitap’ımız Kur’ân, Peygamberimiz Hazreti Resûlullâh. Allah’ın cemâlini
insanlar görürler. Niçin, bizim bu ruhlarımız Allah’ın zâtından ayrılmış
gelmiş? Bu ruh yine Allah’ın zâtına gitmek ister? Ama nefis zulmediyor ona.
Nefis de bu cesedimiz.
Bu ten kuşu hevâ ile heveste
Murg-u cânım feryâd eyler kafeste
Bu ten kuşu: Nefsimiz, cesedimiz. Murg-u cân, ruhumuz. Kafesten mânâ
esaret. Ruhumuz kafese hapsedilmiş bir kuş gibi oradan çıkmak için bağırıp
duruyor. İşte bizim de cesedimiz kafes olmuş, ruhumuzu hapsetmiş. Bu ruh
oradan çıkmak ister. Nasıl çıkacak? Bir insan şeriatın, tarîkatın emirlerini
işlerse ruhu kafesten çıkmış olur.
Oların ruhlarının yok kararı
Dolaşırlar zemînü âsumânı
Olar bu âlemi devrân ederler
Ararlar derde düşen nâ-tüvânı

