Page 137 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 137

Tasavvuf Sohbetleri -2                                           137

               İşte, demek ki tasavvufta, tarîkatta sâlik evvelâ esmâ nuruna ulaşır. Esmâ
            nuruna ulaşmadan sıfat nuruna geçemez. Bu esmâ nuruna da mutlaka Cenâb-
            ı Hakk’ın bir ismini zikrederek ulaşır. Zikrini de kesinlikle erbâbından alacak.
            Erbâbından alınmazsa laklaka-yı lisanda kalır, kalbe inmez. Tabii ki çalışmak
            lazım, inanmak lazım.
               Şeriat, tarîkat, hakîkat, mârifet. Bir defa şeriat tamam olacak. Şeriat tamam
            olmazsa tarîkatta onun yeri yok. Tarîkatı da tamamen anlayıp yaşayacak ki
            hakikate geçebilsin. Hakikatte de ilerleyince mârifete geçiyor. Mârifet son.
            Hakikate geçemeyen velî olamaz. Her hakikate geçen de mârifete ulaşamaz.
            Tarîkatı anlamış yaşamışlar sonra hakikate geçmişler. Hakikate ulaşmak için
            insan kendi varlığından geçiyor. Allah’ın varlığına ulaşıyor.
               Şeriat, tarîkat yoldur varana
               Hakikat, mârifet andan içerû

               Bil şeriat emri nehyi bilmek imiş ey gönül
               Hem tarîkat râh-ı Hakk’a gelmek imiş ey gönül
               Mârifet Hak ile meşgul olmak imiş ey gönül
               Nakşibendî Efendimiz Hazretleri’ne sormuşlar:
               — Efdal-i zikir “lâ ilahe illallah.” Sizin için de bu efdal-i zikir midir?
               O da buyurmuş ki:
               —  Efdal-i  zikir  “lâ  ilahe  illallâh”  ama  bize  göre  değil.  Bize  göre  o
            ibadettir. Bizim için efdal olan zikir, kalbi Allah ile meşgul etmektir.
               Onun için her beş vakit namazın peşinde vird olarak on bir defa “lâ ilahe
            illallâh” okuyoruz. Nakşibendî Efendimiz’den tâ bugüne kadar gelmiştir. Farz
            namazlarda selamdan sonra beş defa “Estağfirullâh” ondan sonra “Allâhüm-
            me ente’s selâm ve minke’s selâm” okuyoruz.
               Bunun  da  sebebi  şu:  Peygamber  Efendimiz  günde  yetmiş  defa  istiğfâr
            yaparmış. Biz de bunu şöyle taklit ediyoruz: Beş vakit namazın farzlarından
            sonra beş defa “Estağfirullâh” çekiyoruz, yirmi beş oluyor. Yirmi beş tane de
            günlük dersimizde çekiyoruz, oldu elli. Yirmi beş istiğfâr da hatmemizde oku-
            yoruz oldu, yetmiş beş.
               Evet,  Abdülhâlik Gücdüvânî  Hazretleri  hatmemizin  kurucusu.  Bu  onun
            ameli.  Fakat  onun  tasavvufta  üstadı  Hızır  aleyhisselam.  Sohbetinde  yetiş-
            tirmiş onu. O zaten medrese ilmini bitirmiş. On iki ilmi bitirmiş. Fetvâ vermek
            için  dört  mezhepten  icâzet  almış.  Bir  de  ayrıca  tasavvuf  ilmini  (Ledünnî
            ilmini) Hızır aleyhisselam’dan okumuş. Kelâm-ı kibârda geçer:
               Okuruz dersi areften Hızr’ın olduk mahremi
               Aref dersi nedir? Allah’ı hiç unutmamak.
               “Nefesinden ayık olan Rabb’inden ayık oldu.”
               Biz nefesimizden ayık olamıyoruz ki. Nefesimizden ayık olmak şudur ki:
            Yirmi  dört  saatin  içerisinde  24  bin  nefesi  varmış  bir  insanın.  Bu  nefesin
            hepsini ayık, zikirle geçirmesi lazım. Bir tanesi gâfil geçse o zaman âriflerden
            sayılmıyor.
   132   133   134   135   136   137   138   139   140   141   142