Page 51 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 51

Tasavvuf Sohbetleri -2                                            51

               Muhammed Beşir’i amed
               Ki oldur varisi Ahmed
               Eder bizi makbul ümmet
               Evliyâullâhlar, velîler niye gelmişler? Halkı irşada gelmişler. Bizi kötü
            ahlaklardan, kötü yollardan kurtarmak; güzel ahlakı, doğru yolu göstermek
            için  gelmişler.  Zaten  velîler  olmasaydı,  Cenâb-ı  Hakk’a  biz  bir  hak  dava
            ederdik: “Yâ Rabbî, bize bir Peygamber gönder. Sana günah işlemeyelim, is-
            yân etmeyelim.” derdik.
               Peygamber Efendimiz: “El-ulemâ veresetü’l-enbiyâ” buyuruyor. “Âlim-
            ler, Peygamberlerin vârisleridir.”
               Bunlar meşâyihler, velîlerdir. Onlar olmasaydı biz de bir hak sahibi olur-
            duk. Onlar gönderildiğine göre hiçbir hak sahibi değiliz. Evliyâullâh müreb-
            bîdir.  Neyin  mürebbîsidir?  Ruhun  mürebbîsi.  Bir  anne  çocuğunu  dünyaya
            getiriyor.  Ona  bir  hizmet  lazım.  İşte  evliyâullâhın  görevi  budur.  Kim  ki
            evliyâullâha inandı, teslim olduysa onun ruhu yeni doğmuş bir çocuk gibidir.
               Mekânım batn-ı hut oldu memâtım lâ-yemût oldu
               Muhafız ankebût oldu men oldum gâr-ı dervişân
               Demek ki tasavvufta bunlar var. Nasıl ki Yunus aleyhisselam’ı balık yuttu.
            40 gün balığın karnında kaldı.
               Batn, karın. Hut, balık. Balığın karnı mekânım oldu diyor. Burada balıktan
            mânâ bizim nefs-i emmâremiz. Nefsimiz, ruhumuzu yutmuş. Bu nefs-i em-
            mâreden  kurtaran  ne  oluyor?  Evliyâullâh  oluyor.  Neyi  kurtarıyor?  Mümin
            kulu. Ona hizmet görüyor. İşte zâhirde biz onu ancak kendimize örnek edine-
            ceğiz. Zâhirde biz onu kendimize örnek edersek maneviyatta bizim ruhumuz
            bir hizmet görüyor. Bizim ruhumuzu her türlü tehlikeden koruyor.
               Evliyâullâh velâyet sahibi. Bir velâyet kanadı vardır. Onu şöyle izah ede-
            lim: Büyük bir kuş olur. Yüz tane civcivi kanadının altında besler. O kana-
            dının altına almazsa o civcivlerin düşmanı çok olur; kedi, köpek götürebilir.
            Ama annesinden ayrılırsa götürebilir. Annesinden ayrılmazsa götüremez.
               Mürşidinin  kanadı  altına  gizlenmişsen  zâhirde  ona  tâbi  olacağız.  Aksi
            hâlde annesinin altından çıkan civciv gibi kaparlar.
               Cenâb-ı Hakk’ın ‘dünyaya da çalışın’ diye emri var. İnsan yiyeceğini, giy-
            eceğini, alacağını düşünecek. Ona da bir sınır var. Sınırı taşırmayacak. Nedir
            bu sınır? İbadetine mâni olacak bir işi yapmasın, ibadetine mâni olacak bir
            yere gitmesin. İbadetine mâni olacak bir şeyi düşünmesin. Âhiretine mâni olan
            bir işi yapmasın, düşünmesin.
               Âhirete mâni olan gıybet var ki gıybet günâh-ı kebâir. Bir de mâlâyani var
            ki o da kalbi karartır. Mâlâyani nedir? Hep dünyayı konuşmak. İnsan dünyayı
            gereğince konuşacak. Helalinden, kolayından yapacağı işi ta başından düşün-
            sün. Sonra yapsın. Dünyadaki bir geçim değil mi? İnsanın canı, bedeni sağ
            olduktan sonra insan aç kalır mı?
               Dünyanın  varlığı,  vücut  sağlığı,  gönül  hoşluğudur.  İnsanın  vücudu  sağ
            olsun da rızkı gelir. Zengin olmayı niye düşünüyor ki? Zengin olanlar ne yap-
   46   47   48   49   50   51   52   53   54   55   56