Page 48 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 48

48                                                 Gül'den Bülbüllere

            edesin. Cenâb-ı Hak insanlara akıl vermiş. İrade vermiş ki insanlar kârını-
            zararını bilsin diye.
               Deliler  kârını-zararını  bilmedikleri  için  Allah’ın  emri  onlara  uygulan-
            mıyor. Onların günahları da yazılmıyor. Sevapları da yazılmıyor. Akılları ol-
            madığı için. Allah’ın emri akıllı olana. O hâlde irademizi, sa’yımızı kulla-
            nalım. Kâr elde edelim. Bir insan maddî zarardan aklını kullanarak ne kadar
            kaçmak isterse, gene kendisini kurtaramaz, gelir. Kaldı ki bu zarar manevî
            zarar, kaçalım ki kurtulalım. Kaçmazsak kurtulamayız. O yüzden yasakları
            öğrenip kaçacağız.
               Cenâb-ı  Hak  buyuruyor:  “İnsanlar  zarardadır.”  O  zararı  işlerler,  gö-
            remezler. “İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar.”
               Bu gaflettir. Gaflet, günahı-sevabı, hayrı-şerri, helali-haramı bilmemektir.
            Niye  bilmeyelim?  Maddî  kârımızı,  zararımızı  biliyoruz.  Allah  bize  akıl
            vermiş,  güç  vermiş,  sa’y  vermiş.  İnancımız  var.  Peki,  bunları  biliyorsak
            manevî zararımızı ve kârımızı da bilelim. Dünya bize ne lazım? Yani Allah
            bize  akıl  ve  irade  vermiş.  Bunu  inancımıza  göre  kullandıysak  kurtulduk.
            Yoksa kurtulamadık.
               Ömür sermayesin verdim hebâya
               Ömür bir sermayedir. Amelin olmazsa bunu yok ettin. Ama meşakkatli bir
            âlem var. Orada ne yapacaksın? Orası neresi? Kabir. Kabir çok meşakkatli
            yer. Kabir çok safalı yer. Kabir görünüyor. Ama âhiret görünmüyor.
               Ne buyuruyor Resûlullâh:
               “Kabir cehennem çukuru, kabir cennet bahçesi.”
               Bunu bildirmiş, biliyoruz. Bunun darlığını da görüyoruz, karanlığını da
            görüyoruz. Cehennem çukuru olursa göründüğünden daha dar. Cennet bah-
            çesi yaptıysak o kabir dünyadan daha geniş, daha ferah, daha aydınlık. Sema-
            dan daha yüksek. Semada yaşayan melekler var. Başka varlıklar var. Onlarda
            külfet yok, darlık yok, sıkıntı yok, pislik de yok.
               Semada darlık olur mu? Pislik olur mu? Dükkanlar mı var? Fabrika mı var?
            Tarlayı ekeceğim düşüncesi yok. Allah onları orada halk etmiş. Rızkını da
            veriyor. Onların rızıkları zikir de olabilir. Esas ruhun gıdası zikir. Onlarda
            nefis yok. Neden vücut yok? Vücutta bir sıklet var, su var. Bunları ancak yer
            taşıyor. Bunlar ancak yerde yaşıyor. Onlarda su, toprak olmadığı için semada
            yaşıyorlar. Kelâm-ı kibâr vardır, bu bir hakikattir:
               Eğer simurg-u ankâsan gurâbın yanına varma
               Hakikat bülbülü ol gözünü gülden ayırma
               Cenâb-ı  Hak  “Simurg-u  ankâ”  isminde  bir  kuş  halk  etmiş,  var.  O  işte,
            semada  yaşıyor.  Hiç  yeri  görmüyor;  nesli  de  ürüyor.  Yumurtayı  yapıyor,
            civciv yapıyor, büyütüyor, uçuruyor. Hiç yeri görmüyor. Gurab ise bir kuş,
            karga. Daima mezbeleliklerde, pisliklerde uğraşıyor.
               Eğer simurg-u ankâsan gurâbın yanına varma
   43   44   45   46   47   48   49   50   51   52   53