Page 80 - Gülden Bülbüllere 4 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 80
Tasavvuf Sohbetleri 4 77
Hal deyince; iradesinin dışında, onun kalbinde, gönlünde tecelli
eden hallerdir.
Müridin bazı zamanları olur ki, çok sıkıntılı olur. Kalbi sıkılır, bu-
nalır efendim. Her şeyi çok düşünür, çok vesveseli olur, vesvese onun
gönlüne gelir. Fakat ister ki onları atsın, atamaz, ama bu işte cihattır,
atacak. Atmaya çalışacak, bu cihattır.
O basıt hali geldiği zamanda, gönlünde böyle bir aşk, şevk, muhab-
bet var. Hiçbir şeyi dert etmiyor. Daralmıyor, sıkılmıyor. Sanki dünya-
lar onunmuş.
Kabız halinde de öyle zararlı çıkıyor ki, insanları kusurlu görüyor,
insanların ayıplarını araştırıyor. Şu ayıp var, bu ayıp var.
Ama basıt halinde öyle değil, insanları hoş görüyor. İnsanların söz-
leri, hareketleri onun hoşuna gidiyor, nasıl olursa olsun, nasıl söylerse
söylesinler. Bu ehl-i zakire, Ehl-i Zikir kim? Zikir yapandır.
Bunlar hep bir haldir. Bunlardan hep geçer. Neticede insanlar eşya-
nın hakikatine ulaşır. Nasıl ki kelamı kibarda;
Bilinmez âlemin sırrı nihândır
Dört şâhın hükmüyle döner cihândır
Ârif olanlara özge seyrândır
Kâmile her eşyâ olmuş bir evrâd
Dikkat edin! bak “Arif olanlara”, kim bunlar?
“Bilinmez alemin sırrı nihandır”. Yani Cenabı Hakk’ın sırlarına,
hikmetlerine, Cenabı Hakkın cilvelerine akıl yetmiyor.
Sade bizim bildiklerimiz mi var?
Bildiklerimizden çok bilmediklerimiz var.
Gördüklerimizden çok görmediklerimiz var.
Bildiklerimizde de var! Bildiklerimizde de var ki, halk etmiş olduğu
bir bölükte bir maharet halk etmiş, bir hüner halk etmiş, onu insanlar,

