Page 40 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 40

40                                                 Gül'den Bülbüllere

               Ondan  sonra  bir  sene  ben  sanki  cehennem  hayatı  yaşadım.  Çalışmaya
            gönlüm yok. Fakat baskı var, emir… O emir öyle bir emirdi ki sanki çalışmaz-
            sam imanım da gidecek, yok olacağım diye bir korku içerisinde istemeyerek
            çalıştım.  O  da  geçti  Allah’a  şükür.  Şimdi  de  boş  zamanım  olduğunda
            istiyorum ki topraklarla uğraşayım.
               Cenâb-ı  Hak  buyuruyor  ki:  “Benim  öyle  kullarım  vardır  ki,  onların
            ticaretleri zikirlerine mâni değildir.”
               Demek ki efdâl olan da buymuş. Kelâm-ı kibârda nasıl geçiyor:
               Kesretten erip vahdete mir’at olmuştur Hazret’e
               Mir’at, ayna; Hazret, Allah. Allah’a ayna olmuş. Yani evliyâullâh kesrette,
            halk içerisinde, çalışmada, yemesinde, içmesinde, teşriki mesaisinde Allah’a
            ulaşmış.
               Demek burada makbul olan nedir? Muhabbetinizle beraber âhiretinizi de
            dünyanızı da geri bırakmayın.
               Kesretten erip vahdete mir’at olmuştur Hazret’e
               Muhabbeti olmayanların ibâdetleri gönüllerinde varlık oluyor. Muhabbet
            olunca atıyor gönlünden.
               Namazı kılar fakat atar gönlünden. Halbuki namazı kıl, namazını kılma-
            yanlara acı. Onları hor görme. Onda ibadet aşkı yok ki namazını kılsın veya
            bugün kılmazsa yarın kılar veya namaza başlarsa bu benden iyi olur diye dü-
            şüneceğiz. Kimsede eksik görmeyeceğiz.
               Muhabbetinle  beraber  amelin  olursa  amel  varlığı  olmaz  sende.  Amelin
            gözüne görünmez. Ameline dayanmazsın. Niçin? Muhabbeti olanlar da nama-
            zını kılar, layığı ile kılamadım diye düşünür. Korkusunu çeker, Allah’a sığınır.
            Yâ Rabbî, ben sana lâyık kul olmadım, der. Layığı ile orucumu tutamadım,
            diye mahviyet içerisinde olur. Niçin? İçerisindeki aşktan, muhabbetten dolayı.
            Amel göze görünürse, kalbe gelirse varlık olur. Halbuki kalbe hiçbir şey koy-
            mamak lazım, ameli yok etmek için.
               Amel varlığı olmayınca mahviyet olur. Ahlak da mahviyettedir. Tevâzusu
            olmayanda ahlak da olmaz. Tevâzusu olmayan, insanlardan kendisini yüksek
            görür. O zaman Cenâb-ı Hakk’ın emrinin tersini işlemiş oluyor.
               Allah ne buyuruyor? “Her kim ki Allah için alçalırsa, biz onu yükseltiriz.”
               Bir insan ibadetine güvenirse tevâzu sahibi olamaz. İnsanlardan kendisini
            aşağı  göremez.  Sen  namaz  kılıyorsan,  namaz  seni  alçaltacak.  Allah  seni
            yükseltecek. Namaz kılmayan için de şöyle düşüneceksin. Evet, bu namaz
            kılmıyor ama kalbi benden temizdir. Sende olan kusur onun namaz kılma-
            masından daha büyük. Hiç olmazsa öyle gör, öyle bil.
               Şöyle düşüneceksin: Bugün namaz kılmıyor ama maddemiz bir, Rabb’imiz
            bir, babamız bir. Allah onda da bir ceset ve ruh halk etmiş. Bende de ceset
            var,  ruh  var.  Ruhu  Allah  üflemiş,  cesedi  Allah  topraktan  halk  etmiş.
            Hepimizin  babası  Hazreti  Âdem.  Belki  Allah  onun  kalbinde  de  bir  iman
            cevheri halk etmiş olabilir. Bilen Allah’tır, ben ne bilirim, diye düşüneceğiz.
            Velîler bilirler ama onlar da âşikâr etmezler. Bir gün olur ki o bir namaza
            başlarsa benden üstün olur.
   35   36   37   38   39   40   41   42   43   44   45