Page 41 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 41

Tasavvuf Sohbetleri -2                                            41

               Ahlak-ı  hamîde  sahibi  olmak  lazım.  Bunu  Peygamber  Efendimiz  çok
            buyurmuş. O kadar hadis vardır ki:
               “Benim ümmetimin en hayırlısı ahlakı güzel olanlar. Benim ümmetimin en
            şerlisi de ahlakı çirkin olanlar.”
               “Ahlakı  güzel  olanlar  hiç  kimseyi  incitmez.  Çirkin  olanlar  insanları
            incitir.”
               “Ahlakı  güzel  olanlar  aydınlık  gündüzler  gibidir.  Ahlakı  çirkin  olanlar
            karanlık geceler gibidir.”
               Allah da Resûlullâh da meşâyihler de hepsi bize  ahlakı tavsiye ediyor.
            Amel ve ibadet ahlakla kıymetli oluyor. Ahlaksız olursa, ameli makbul ol-
            muyor. Kendimize güzel ahlakı örnek alacağız.
               Peygamber Efendimiz güzel ahlakı tamam etmek için dünya alemine geldi.
            Dünya âlemine ahlakı ile örnek oldu. Ahlak düzgünlüğü getirdi, ahlakı ta-
            mamladı.  Biz  de  onun  ümmeti  olmak  için  onun  ahlakı  ile  ahlaklanacağız.
            Evliyâullâhlar, velîler; Resûlullâh’ın ahlakı ile ahlaklanıyorlar. Velîler Resû-
            lullâh’ın  sıfatı  ile  sıfatlanıyorlar  da  velî  oluyorlar.  Velîlik,  insanlara  baba-
            sından miras kalır mı?
               Ama diyeceksiniz ki bu erkekler için. Hanımlar için de vardır. Hanımlar
            için  de  velîye  olmak  vardır.  Yetişirler,  onlar  da  Resûlullâh’ın  ahlakı  ile
            ahlaklanırlar. Burada erkeklerden hanımların farkı ne oluyor? Hanımlardan
            peygamber  gelmediği  için  hanımlardan  mürşid  de  yetişmiyor.  Yetiştirici
            olamıyor. Nedir mesela: Hanımlar da kerâmete ulaşırlar. İnsanlardaki büyük
            mertebe: “Tayy-i mekân, gayb-i ricâl” oluyor. Bu yere hanımlar ulaşabili-
            yorlar. Yalnız, yetişiyorlar ama yetiştirici değiller. Mürebbî olamıyorlar.
               Bize ne lazım? Meşâyihimize, tarîkatımıza, noksanlık getirecek sözümüz
            ve  hareketimiz  olmasın.  Sözümüz  ve  hareketimizle  onları  methettirirsek
            burada bizim en büyük kârımız bu olacak.
               Onun için: “Şeyhi şeyh eden, mürididir.” buyuruyorlar.
               Biliniyor ki sen meşâyihten ders almışsın. Bunu ailen de biliyor. Çevren-
            dekiler de biliyor. Eğer sen kırarsan, tenkit edersen, biçimsiz kelâmlar ko-
            nuşursan, küfür konuşursan veya dersini yapmazsan o zaman ne oluyor? Şeyh
            Efendin’i  zemmettirdin.  O  zaman  ne  oluyor?  Terakkî  değil  de  tenzîlatın
            vardır,  aşağı  düşersin.  O  zaman  azap  kazanırsın.  Cenneti  kazanamazsın.
            Tarîkat haktır, meşâyih haktır. Onları methettireceksin. Eğer sen ders aldıktan
            sonra insanlara saygılı olursan, amelinde daha ciddi olursan eğer, o zaman
            çevreni cezbedersin. Sen de tarîkata 8, 10, 20, 40 tane insan getirirsin.
               Bilhassa namazını kılmayan, sözünü bilmeyen, hürmetsizlik yapan insan-
            lar tarîkata girdiği zaman onlardaki değişiklik dikkati çeker. “Bu insan tarî-
            kata girmeden önce namazını da kılmıyordu. Haramdan sakınmıyordu. İn-
            sanları kırıyordu. Şimdi ne kadar düzeldi.” denildiği zaman daha çok cez-
            bediyor. Ne kadar insan getirebilirsen senin kârın oluyor.
               Bir insan başkasını hayra teşvik edince onunla beraber oluyor. “Gel sen şu
            hayrı işle.” dediği zaman o hayrı işleyen kadar sevap alıyor. Bir insan da “Gel
            şu şerri işle.” dediği zaman o işle diyen, günah işleyenle beraber oluyor.
   36   37   38   39   40   41   42   43   44   45   46