Page 42 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 42

42                                                 Gül'den Bülbüllere

               Tarîkata girince de bir tat aldın, yaşantın dikkat çekti. Seninle beraber gel-
            diler,  katıldılar.  Ne  oldu?  Onların  hepsinin  kârı  kadar  kârın  oldu.  Dünya
            zevkini bırakın. Ama sakın bunu yanlış anlamayın! Kazanmayın, çalışmayın
            demiyoruz.  Helalinden  kazanın.  Yiyin,  yedirin,  giyinin,  harcayın.  Fakat
            Cenâb-ı Hak İslâm’a bir sınır çizmiş. Müslümanlara dünyaya çalışmayı Allah
            emrediyor. Ama bu çalışmakta bir maksat var. Beden ilmini sağlasın. Beden
            ilmi ile din ilmini yapsın. İnsan hasta olunca ibadet de yapamıyor.
               Bir de elin, gözün, vücudun sağ iken çalışmamak; ondan bundan yardım
            dilenmek makbul değil. Niçin? Beyâzıd-ı Bestâmî Hazretleri silsilede “Caferi
            Tayfûr” diye geçer. O şöyle buyurmuş:
               “Üstündeki el, altındaki elden hayırlıdır.”
               Üstündeki el veren, altındaki el alan. Bir insanda var olacak ki versin. Yok
            olunca el açar.
               “Veren el, alan elden hayırlıdır.”
               Bu onun kelâmı.
               Nakşibendî Efendi’nin kelâmı da şudur:
               “Öyle çalışın ki kimseye bâr olmayın, yâr olun.”
               Bâr: yoksul…
               Yani siz çalışmayıp yoksul olacak yere siz çalışın da onlara yardım edin.
            Çalışmak  var.  Ama  usulü  ile  helal  olanı  kazanın.  Bu  helal  kârı  ne  için
            kazanacağız? Beden ilmi için. Sağlığımız için. Bir de malî amel için. Zekât ve
            hac ibadetleri de farz, Allah emretmiş. Hac, namazın karşılığıdır. Zekât da
            orucun karşılığıdır. Demek ki namazın ve orucun karşılığı hac ve zekât. Zekât
            her sene veriliyor. Ömründe bir defa hac yapmak, ömür boyu her sene vermiş
            olduğu zekât; ömrü boyunca kılmış olduğu namazın, ömrü boyunca tutmuş
            olduğu orucun karşılığı. Bir defa Hac yapmak.
               Allah derdi veriyor, dermanı da veriyor. İkisini de sebebi ile veriyor. Bir
            hastalığa  tutuluyorsun,  hastalığın  sebebini  buluyorlar.  Üşütmüşsün,  şurada
            şunu yemişsin, diyorlar. O hastalığın doktor teşhisini koyuyor, ilacını veriyor.
            Halk eden kim? Allah. Derdi veriyor, “Dermanını arayın.” diyor. Burada da
            beden ilmini emrediyor. Ki sağlıkla ilgili çalışın beşerî ihtiyaçlarınızı giderin.
            Soğuktan, sıcaktan korunmak için. Açlığımızı, çıplaklığınızı gidermek için.
            Amel  için,  ne  lazımsa  onun  için.  Zevk,  safa,  keyif  için  değil.  Bunlar  bizi
            aldatır.  Zevk,  safa  için  çalışırsak  o  çalışma  ibadet  sayılmaz.  Bedenimizin
            sağlığını korumak için, fazlasını da hayır hasenât yapmak için çalışırsak bu
            Allah içindir. Amele girer, ibadete girer.
               Allah’ın verdiğine râzı olun. Çok aşırı olmayın. Başkalarında gördüklerini-
            ze imrenmeyin. Olur, adam zengindir. Onda gördüğün buzdolabından isteme.
            Senin evinde ihtiyacını karşılayacağın bir dolabın olduğu hâlde veya çamaşır
            makinesi olduğu hâlde veya çamaşır makinesi ve benzeri eşyaları modaya
            göre, her yeni çıkana heves etme. Çünkü gönlünü meşgul eder. Diyelim ki sen
            de aldın. Bu defa borçlanırsın borcu seni meşgul eder. Bunlardan sakınmak
            lazım. Ehl-i kanaat olmak lazım. Ehl-i sabır olmak lazım. Tarîkat bunu istiyor.
            Gücünüz yetiyorsa en iyisini alın. Ama zevk ve sefâlar da ibadetimize mâni
            olur,  bizi  aldatır.  Gâfil  olmayalım.  Muhabbet  demek,  Allah-Resûlullâh-
            Meşâyih sevgisi demek. Bunlardan başka arzumuz, sevgimiz olmasın.
   37   38   39   40   41   42   43   44   45   46   47