Page 196 - Gülden Bülbüllere 4 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 196

Tasavvuf Sohbetleri 4                                   193

          maz ama bulamadığı gibi tabii nefsi onun büyük bir işkence içerisinde
          olur. Yine onu öylece terakki ettiriyorlar.

            Ama burada demek ki ancak ve ancak biz kapımıza sımsıkı sarılaca-
          ğız. Zaten böyle;
               Özün bir pîre teslim et mudâvim ol kapısında
               Meşâyihden murâd şâhım mürebbî kâmil olmaktır
            Elhamdülillah, hamdolsun nimetimiz büyük. Nimetimizin kapısını
          bekleyelim, bırakmayalım. O kapı bir gün açılacak, o kapıdan o nimet
          sana bir gün verilecek. Ama nasıl bir nimet ki; o nimet, itimat edin ki
          en büyük kapı, en büyük nimettir.
            Erken vermiyorlar, çırpın çırpın dur vermiyorlar. Yani erken istese
          de zaten eline geçmez de mühim olan;
            Nimetim benim buradadır, er geç buradan verilecek demek ve
          onunla çırpınmasıdır.
            Öyleyse başka bir yere gitmek mi? Veyahut da onunkisi bana bura-
          da artık bir şey vermeyecekler, bir şey sahibi olmayacağım demek mi
          olur?
            Yok.
             Niye buyrulmuş ki;
               Yâ kabz et rûhumu ya aç bu râhı
            Peki, bırakıp kaçsaydı niye öyle demiş?
            Mademki “ya kabzet ruhumu ya da bu rahı aç”, diyor. Öyleyse de-
          mek ki bırakıp gitseydi, bunu niye böyle demiş? Yani sabırsızlığından
          mı? demiş.
            Yok.
            Artık son demine gelmiş.
            Mesela bak şimdi orada soba yanıyor, sıcağı buraya az vuruyor, de-
          ğil mi? İnsan yaklaştıkça onun sıcağı çoğalır, yaklaştıkça çoğalır. Ta ki
          onun içine girinceye kadar. Girdikten sonra, yandıktan sonra, ne sıcağı
          kalır, ne meşakkati, ne de bir şeyi kalır.
   191   192   193   194   195   196   197   198   199   200   201