Page 197 - Gülden Bülbüllere 4 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 197
194 Gülden Bülbüllere
Ama gerçi o biliyor;
Bir yerde ki gül yoktur o gülşâneye varmam
Hem sohbet-i pîr olmadığı hâneye varmam
Aşk ehlinin ahvâlini pervâneye sormam
Nasıl pervane, kepenek (kelebek) ateşe kendini bile bile atıyor, onu
yakıyor, demek ki aşk ehli de aşk’tan her ne kadar o hararet kızdırsa bile
yine ondan kaçamıyor, oradan dönemiyor. Yine oraya gidiyor.
Ama o aşk ona;
Aşk’tır beni avare eyleyen
Aşk’tır beni ser candan eyleyen
Aşk’tır beni zarı zarı ağlatan
Aşktan doğan herhangi sözlerine, hareketlerine, onu bilmeyenler,
onu anlayamayanlar, tabii onu yaşayamayanlar diyorlar ki sabırsızlık
etmiş sabretmemiş.
Ama aslında bir de var ki bir insan gelen bu cezbeyi teskin etmesi
zaman zaman teskin etmesi lazım. Eskiden cezbeye çok kıymet vardı,
hürmet vardı. Şimdi bu zamanımızda cezbeye de kıymet vermiyorlar.
Çünkü niye?
Eskiden cezbe hoş görülüyordu, herkes tarafından gıpta ediliyordu.
Fakat şimdi tenkit ediliyor. Tenkit ediliyorsa tarikat sahipleri tarikatın
hiçbir şeyinin böyle ucuz olmasını mülevves olmasını istemezler. Kıy-
metli bir cezbeyi bile muhalifl er bunu tenkit etmesinler diye ondan da
geçin diyorlar. Onu da teskin et diyorlar.
Evet şüphe yok itimat edin ki şimdi bu zamanımızda hizmetin azlığı
çokluğu bizim için mevzu değil, inanın buna.
Bizim için mevzu olan Rabıtamız.
Rabıtamıza, mürşidimize olan sevgimiz. Bunu muhafaza etmemiz,
bunu çoğaltmamız.
Zaten bu olursa, bunu muhafaza ederse insan az hizmetine de çok
hizmetine de sahip olur. Ama tabii hizmettir, ne kadar az olursa olsun
hizmettir; onu basit görmek yok.

